
zekibasturk57@gmail.com
ÖZGÜRLÜĞÜN, EŞİTLİĞİN VE UMUDUN ADI: CUMHURİYET
28 Ekim 2026 09:58:59
Yazar
ÖZGÜRLÜĞÜN, EŞİTLİĞİN VE UMUDUN ADI:
CUMHURİYET
Neden Sahip Çıkmalı, Nasıl Korumalıyız?
Cumhuriyet nedir?
Yalnızca bir yönetim biçimi midir? Yoksa bir halkın kendi geleceğine sahip çıkma iradesi, özgürlüğe uzanan yolculuğu, eşit yurttaşlık anlayışı ve çağdaş uygarlığa ulaşma ülküsü müdür?
Cumhuriyet, tüm bunları içinde barındıran büyük bir düşüncedir. Bir ulusun yönetilmekten yönetime katılmaya, kulluktan yurttaşlığa, ayrıcalıktan eşitliğe geçişidir. İnsanların doğdukları aileye, taşıdıkları unvana, sahip oldukları servete ya da inançlarına göre değil, yurttaşlık hakları bakımından eşit kabul edilmesidir.
Cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönetmesidir. Devletin, herhangi bir kişinin ya da ailenin mülkü olmadığının ilanıdır. Yönetme yetkisinin bir hanedandan alınarak ulusa verilmesidir. En temel anlamıyla Cumhuriyet, egemenliğin kaynağını halkta gören bir yönetim anlayışıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da böyle bir tarihsel dönüşümün adıdır.
29 Ekim 1923, yalnızca yeni bir devlet yönetiminin ilan edildiği tarih değil, aynı zamanda Türk Ulusu'nun kendi geleceğini belirleme iradesini ortaya koyduğu tarihsel bir dönüm noktasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, bağımsızlık mücadelesinin ardından yeni bir ülke kurarken yalnızca savaşın yıkıntılarını ortadan kaldırmayı değil, çağdaş bir toplum yaratmayı da amaçladılar. Bu amaç doğrultusunda Cumhuriyet’i ilan ettiler; eğitimden hukuka, siyasetten toplumsal yaşama uzanan köklü dönüşümlerin önünü açtılar.
Cumhuriyet, geçmişle gelecek arasında kurulan bir köprüydü. Bir yandan bağımsızlık mücadelesinin kazanımlarını güvence altına alırken diğer yandan toplumu aklın, bilimin ve çağdaşlığın ışığında yeniden biçimlendirme iddiasını taşıyordu.
CUMHURİYET’İN ERDEMİ NEDİR?
Cumhuriyet’in erdemi, insanı doğuştan gelen ayrıcalıkların gölgesinden çıkarıp hakları ve sorumlulukları olan bir yurttaş olarak kabul etmesidir.
Cumhuriyet’te hiç kimse sırf bir ailenin çocuğu olduğu için ülkeyi yönetme hakkına sahip değildir. Hiç kimse soyundan, unvanından ya da makamından dolayı ulusun üzerinde bir konuma yerleştirilemez. Kamu gücü, kişisel mülk değil, topluma karşı sorumluluk taşıyan bir emanettir.
Cumhuriyet’in erdemi, işte bu anlayışta saklıdır.
Ancak Cumhuriyet’in varlığı, tek başına her sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. Bir ülkede Cumhuriyet yönetimi bulunabilir; buna karşın adalet, eşitlik ve özgürlük alanlarında ciddi sorunlar yaşanabilir. Bu nedenle Cumhuriyet’in gerçek değeri, yalnızca adında değil, kurumlarında, hukukunda ve yurttaşlarının günlük yaşamında kendini göstermelidir.
Cumhuriyet’in erdemleri, özgürlükle başlar.
Düşüncesini özgürce açıklayabilen, eleştiri yapabilen, farklı görüşleri savunabilen, inancını ya da inançsızlığını özgürce yaşayabilen bireyler, demokratik bir toplumun temelini oluşturur. Özgürlük, yalnızca bizim gibi düşünenlerin değil, bizden farklı düşünenlerin de hakkını savunabildiğimiz ölçüde anlam kazanır.
Cumhuriyet’in bir başka temel değeri eşitliktir.
Kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olması, her çocuğun nitelikli eğitime ulaşabilmesi, insanların ekonomik ve toplumsal koşulları nedeniyle haklarından yoksun bırakılmaması, eşit yurttaşlık anlayışının gereğidir. Elbette yasalar önünde eşitlik kadar, bu eşitliğin yaşamın içinde karşılık bulması da önemlidir. Yoksul bir çocuğun eğitim olanaklarına erişemediği, bir kadının şiddet karşısında korunamadığı, bir insanın düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğradığı toplumlarda eşitlik idealinin önünde aşılması gereken engeller vardır.
Adalet de Cumhuriyet’in vazgeçilmezidir.
Hukukun kişilere, makamlara ve çıkar çevrelerine göre değişmediği; herkesin bağımsız ve tarafsız yargı önünde eşit olduğu bir düzen, demokratik Cumhuriyet’in temel güvencelerindendir.Adaletin olmadığı yerde haklar kâğıt üzerinde kalır, yurttaşın devlete duyduğu güven zedelenir.
Laiklik ise farklı inançların ve dünya görüşlerinin barış içinde bir arada yaşayabilmesinin güvencelerinden biridir. Devletin din ve vicdan özgürlüğünü koruması, herhangi bir inancı yurttaşlığın ölçütü hâline getirmemesi ve kamu hizmetlerini eşitlik temelinde yürütmesi, laiklik anlayışının önemli unsurlarıdır.
Cumhuriyet’in çağdaşlık anlayışı da aklı ve bilimi esas alır. Eğitimde, sağlıkta, hukukta ve toplumsal yaşamda bilimsel düşünceye değer vermek; sorgulayan, araştıran ve özgür düşünen bireyler yetiştirmek, çağdaş bir toplumun vazgeçilmez koşullarındandır.
Kısacası Cumhuriyet; özgürlük, eşitlik, adalet, laiklik, bilim, insan onuru ve halkın yönetime katılmasıyla anlam kazanır.
CUMHURİYET NEDEN KORUNMALIDIR?
Cumhuriyet, kendiliğinden varlığını sürdüren bir düzen değildir. Tarih, hakların ve özgürlüklerin bir kez kazanıldıktan sonra sonsuza dek güvence altında kalmadığını gösterir. Demokratik kurumlar zayıflayabilir, hukuk devleti ilkesi aşınabilir, yurttaşların karar alma süreçlerine katılımı daralabilir. Bu nedenle Cumhuriyet’i korumak, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferi anmak değil, bugünün sorumluluklarını yerine getirmektir.
Cumhuriyet’i korumak, onu eleştirilmez bir kalıba dönüştürmek değildir. Tam tersine, eksiklerini görebilmek, yanlışlarını tartışabilmek ve demokratik yollarla geliştirebilmektir. Eleştiri, Cumhuriyet’e karşı olmak anlamına gelmez. Hukuka, insan haklarına ve demokratik değerlere bağlı eleştiri, Cumhuriyet’in kendisini yenilemesinin yollarından biridir.
Cumhuriyet’i korumak, seçim sandığını korumak kadar seçimler arasındaki dönemde de demokratik denetimi sürdürmektir. Yönetenleri sorgulamak, kamu kaynaklarının hesabını sormak, basın özgürlüğünü savunmak, bağımsız yargıyı ve güçlü demokratik kurumları desteklemektir. Çünkü demokrasi yalnızca çoğunluğun karar vermesi değildir. Çoğunluğun iradesi kadar azınlıkların haklarını, temel özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü de güvence altına almayı gerektirir.
Cumhuriyet’i korumak, bir kişinin ya da bir grubun iradesini ulusun iradesinin üzerine çıkarmaya karşı yurttaşlık bilincini canlı tutmaktır.
Cumhuriyet’i korumak, aynı zamanda ortak geleceğimizi korumaktır.
Bir çocuğun nitelikli eğitim alabilmesi, bir gencin düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi, bir kadının güven içinde yaşayabilmesi, bir emekçinin emeğinin karşılığını alabilmesi ve bir yurttaşın hakkını ararken kendisini güvende hissedebilmesi, Cumhuriyet’in toplumsal yaşamda karşılık bulmasının göstergeleridir.
Cumhuriyet, yalnızca törenlerde söylenen marşlarla, meydanlara asılan bayraklarla ve yıldönümlerinde yapılan konuşmalarla korunamaz. Bunlar ortak hafızamızın değerli parçalarıdır. Ancak Cumhuriyet’in asıl güvencesi, onun temel değerlerini günlük yaşamda yaşatabilmektir.
Bayrağımıza duyduğumuz saygıyı hukuka bağlılıkla, Atatürk’e duyduğumuz sevgiyi akla ve bilime verdiğimiz değerle, bağımsızlık ülküsünü özgür yurttaşlık bilinciyle tamamlamalıyız.
Cumhuriyet’i sevmek, onun nimetlerinden yararlanmak kadar sorumluluklarını da üstlenmektir.
CUMHURİYET’İ KORUMAK KİMLERİN GÖREVİDİR?
Bu sorunun yanıtı açıktır: Cumhuriyet’i korumak, yalnızca siyasetçilerin, devlet yöneticilerinin ya da belirli kurumların görevi değildir. Bu sorumluluk, toplumun bütün kesimlerini ilgilendirir. Ancak herkesin görevi ve yetkisi aynı değildir.
Öncelikle devleti yönetenlere büyük sorumluluk düşmektedir. Cumhuriyet’in temel ilkelerini ve anayasal düzeni korumak, hukukun üstünlüğüne bağlı kalmak, kamu gücünü kişisel ya da siyasal çıkarlar için kullanmamak, yurttaşların hak ve özgürlüklerine saygı göstermek, yöneticilerin temel yükümlülükleri arasındadır.
Yöneticilik bir ayrıcalık değil, ulusa karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur. Seçilmiş olmak, hukukun üzerinde olmak anlamına gelmez. Kamu makamları kişisel mülk değil, halk adına kullanılan görev alanlarıdır.
Siyaset kurumunun görevi, toplumu ayrıştırmak değil, farklılıklarla birlikte yaşamanın yollarını geliştirmek; eleştiriyi düşmanlık olarak görmek değil, demokratik tartışmanın doğal bir parçası olarak kabul etmektir.
Yargı mensuplarına da büyük sorumluluk düşer. Adaletin bağımsız, tarafsız ve eşit biçimde uygulanması, yurttaşların haklarına güvenebilmesinin temel koşuludur. Hukukun üstünlüğü, Cumhuriyet’in yalnızca bir ilkesi değil, aynı zamanda güvencesidir.
Eğitimcilere düşen görev ise belki de geleceği en yakından ilgilendiren sorumluluklardan biridir.
Cumhuriyet, eğitimle güçlenir. Düşünen, sorgulayan, araştıran, bilimsel yöntemle bilgiye ulaşan, haklarını bilen ve başkalarının haklarına saygı duyan bireyler yetiştirmek, Cumhuriyet’in geleceğini güvence altına almanın en etkili yollarındandır.
Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Çocuğa soru sormayı, düşünmeyi, araştırmayı ve doğruyu yanlıştan ayırmayı da öğretir. Ezberleyen değil, sorgulayan; itaat eden değil, bilinçli karar verebilen; başkasının düşüncesini küçümseyen değil, farklılıklara saygı gösteren bireyler yetiştirmek, çağdaş eğitimin temel amaçları arasında yer almalıdır. Atatürk’ün akla, bilime ve eğitime verdiği önem, bugün de yol gösterici bir değer taşımaktadır.
Ailelerin de sorumluluğu büyüktür. Çocuklara adalet duygusunu, dürüstlüğü, emeğe saygıyı, dayanışmayı ve başkalarının haklarını gözetmeyi öğretmek, demokratik kültürün aile içinde başlayan temel adımlarıdır.
Basın ve yayın kuruluşları, doğru ve güvenilir bilgiye erişimi sağlama; kamu gücünü denetleme; farklı düşüncelerin özgürce ifade edilmesine alan açma sorumluluğu taşır.
Üniversiteler, bilimsel özgürlüğü ve eleştirel düşünceyi yaşatmalıdır. Sivil toplum kuruluşları, insan haklarını, çevreyi, eşitliği ve toplumsal dayanışmayı savunarak demokratik yaşamı güçlendirmelidir.
Peki, yurttaşlara ne düşmektedir?
Yurttaşlık, yalnızca seçim dönemlerinde oy kullanmaktan ibaret değildir. Seçimlere katılmak, bilgiye dayalı karar vermek, kamu yönetimini izlemek, hukuka uygun biçimde hak aramak, toplumsal sorunlara duyarlı olmak ve gerektiğinde demokratik yollarla itiraz etmek de yurttaşlığın gerekleridir.
Haksızlık karşısında susmamak, şiddete karşı çıkmak, ayrımcılığı reddetmek, kamu malını korumak, çevreye sahip çıkmak ve başkalarının özgürlüklerini kendi özgürlüğümüz kadar değerli görmek, Cumhuriyet kültürünün günlük yaşamdaki karşılıklarıdır.
Cumhuriyet, sorumluluk alan yurttaşlarla güçlenir.
CUMHURİYET, GELECEĞE BIRAKILACAK EN DEĞERLİ MİRASTIR
Bir ülkenin geleceği yalnızca ekonomik gücüyle, ordusuyla ya da teknolojik gelişmişliğiyle ölçülemez. O ülkenin insanına ne denli değer verdiği, adaleti ne ölçüde gerçekleştirdiği, çocuklarına nasıl bir eğitim sunduğu ve özgürlükleri ne kadar koruduğu da geleceğinin niteliğini belirler. Cumhuriyet’in asıl başarısı, her kuşağın kendisinden sonrakilere daha özgür, daha adil, daha bilgili ve daha demokratik bir ülke bırakabilmesidir.
Bizlere düşen görev, Cumhuriyet’i yalnızca geçmişin büyük bir kazanımı olarak görmek değil, onu her gün yeniden anlamlandırmak ve yaşatmaktır. Bunun yolu, Cumhuriyet’in temel ilkelerini savunurken toplumsal sorunları görmezden gelmemekten, hak ve özgürlükleri korurken sorumluluklarımızı unutmamaktan geçer.
Unutmayalım: Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda ortak yaşama iradesidir. Farklı düşüncelere, inançlara ve yaşam biçimlerine sahip insanların eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşayabilmesinin temelidir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bizlere yalnızca bir ülke değil, bağımsızlık, özgürlük ve çağdaşlaşma yönünde ilerleme sorumluluğu da bırakmıştır.
Bu sorumluluk, geçmişi kutsallaştırmakla değil, geçmişten öğrenerek geleceği kurmakla yerine getirilebilir.
Cumhuriyet’i korumak; bilimi savunmaktır. Eğitimi güçlendirmektir. Adaleti ayakta tutmaktır. Kadınların ve çocukların haklarını güvence altına almaktır. Emeğe değer vermektir. Farklılıklara saygı göstermektir. Özgür düşüncenin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Ve en önemlisi, hiçbir kişinin, ailenin ya da zümrenin kendisini ulusun üzerinde görmediği bir hukuk ve demokrasi kültürünü yaşatmaktır.
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bizden önce yaşayanların bize bıraktığı bir miras değildir. Bizim de bizden sonra yaşayacak kuşaklara bırakacağımız bir emanettir. O emaneti korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha güçlü biçimde aktarmak hepimizin görevidir.
Cumhuriyet varsa umut vardır.
Cumhuriyet varsa özgür yurttaşlık vardır.
Cumhuriyet varsa eşitlik ve adalet için mücadele etme olanağı vardır.
Cumhuriyet’i yaşatmak, yalnızca geçmişe duyulan bir minnet değil, geleceğe karşı üstlenilen bir sorumluluktur.
Ve o sorumluluk, hepimizin omuzlarındadır.
Zeki BAŞTÜRK
Dilek Başkurt / Şube Merkez Fethiye
























