
kdzereyli.com@gmail.com
DÜNYA TİYATRO GÜNÜ -ATATÜRK VE TİYATRO
27 Mart 2026 10:51:29
MERYEMCE
DÜNYA TİYATRO GÜNÜ- ATATÜRK VE TİYATRO
Ünlü Türk Yazarımız İlknur Güntürkün Kalıpçı hanımefendi'nin Dünya Tiyatro Günü ile ilgili kaleme aldığı muhteşem yazısını sayfamdan okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.
" Sanatçılarla bir araya geldiği bir toplantıda bir sanatçının elini öpmek istemesi üzerine “Sanatçı el öpmez, sanatçının eli öpülür “ diyen Atatürk, diğer saat dallarında olduğu gibi; dinlemeyi, düşünmeyi, görmeyi, bakmayı, insani değerleri öğreten, geliştiren, yücelten, sosyal ve kültürel yaşama umut, heyecan ve verim katan , sesizliklere ses veren, ders veren niteliklere sahip bir“halk okulu” olarak kabul ettiği tiyatronun değerini ve önemi doğrultusunda Türk tiyatrosunun gelişimi için elinden gelen her şeyi yapmıştır…
“Bir millet sanata önem vermediği sürece felakete mahkumdur. Pek çok kimse bu felaketin derecesini anlamaz, anladığında da nice korkunç bir çaba harcamak zorunda kalacağını kestiremez” diyen Atatürk sayesinde tiyatro, bir memleket meselesi, sahnede bir kültür kürsüsü haline gelmiştir.
Yenilikler ve fikirler en kolay tiyatro ile aktarılabilir düşüncesiyle bu konuda adeta bir seferberlik başlatarak, okullar açar, oyunlar yazdırır hatta kendi yazar, düzeltir, izler…Bir insanın ömrü boyunca sadece bu konuyla uğraşsa ancak yapabileceklerini, pek çok sahada yaptığı yeniliklerle birlikte yapabilmesi dikkat çekicidir. Bizler bir çocuğumuzun bir huyunu değiştiremezken o bir milleti her açıdan ve her yönden olduğu noktadan olması gereken noktaya taşıyabildiği için zamansızdır…
Sadece izlediği oyun ve müsamerelerin listesini çıkardığımda ağzımdan “Hepsine birden nasıl yetişebildin Paşam” sözlerinin döküldüğünü biliyorum. “uçurum” ,”asaletmaaap”, Yalova türküsü” ve daha onlarca oyun… Sadece izlemekle de kalmıyor ki… Örneğin davetiyesinde Galip Arcan’’ın yazdığı “sırat köprüsü” ibaresi bulunan piyesi izledikten sonra Galip Arcan’ı çağırıp bu piyes
“fleur d’orange” adlı bir vodvilin aynen çevirisi. Neden ben yazdım diyorsunuz ?
Hakkınızda soruşturma açılıcak” ikazını yapabilecek kadar vodviller dahil pek çok tiyatro eseri hakkında konuya hakim bir tiyatro sever…
Bu arada kendide kendi hayatını ve fikirlerini sembolizeden “Bay Önder” adlı bir tiyatro eserini yazmıştır. . -Bir gün piyesin düzeltmelerini Marmara Köşkünde
Münir Hayri Egeli ile birlikte yaparken piyesin sonunda Bay Önderin tüm mal varlığını dağıtması ile ilgili kısma gelince Atatürk ayağa kalkar pencereden çiftliğe bakarak “bazı kişiler benim bu çiftlikleri kurmamı dünya hırsına bağlıyorlar, bazı dalkavuklarda herkese örnek vermek için yaptığımı söylüyorlar. Ben parayı ne yapayım, malı ne yapayım. Öldükten sonra elbet bu milletim gömüldüğüm çukurun üzerine bir taş diker” diyerek piyesin son cümleleri olarak
Nem var nem yoksa bugün, sizlere veriyorum. Hazinem sizindir bütün, topraklarım sizindir. Yerimi, otağımı önünüze seriyorum” cümlelerini yazar ve gerçektende 11 Haziran 1937de tüm mal varlığını canından çok sevdiği , tüm yaşantısını adadığı milletine bağışlar…
Atatürk, yapılan yeniliklerin ve fikirlerin en çabuk tiyatro ile yayılabileceğine olan inancını, onun çevre ve tabiat konusundaki her türlü faaliyetini ve düşüncesini destekleyen “Akın” piyesini izledikten sonra, davranış güzelliğine, çevre bilincine, dünyaya ve doğaya bakış açısına nice açılar katarak , bu çevre bilincini, ağaç sevgisi değerlerini yerleştirmeye ve geliştirmeye yönelik mesajlar ilettikleri için yazarı ve oyuncuları büyük bir coşkuyla kutlar…
Atatürk’ün tiyatroya verdiği önemin tüm ülkede kabul gördüğüne ve anlaşıldığına dair en güzel kanıt, Ordu ilimizde yayınlanan “Tekamül” gazetesinin 17 Şubat 1927 tarihli sayısında baş makale olarak kaleme alınan ve
“tiyatroların halkın terbiyesi üzerinde yaptıkları tesir inkar edilemez” sözleriyle başlayan “tiyatro” başlıklı uzun yazıdır…
Atatürk’ün izlediği bir tiyatro oyunu da 10 Haziran 1926 tarihli vakit gazetesinde yer alır. “reis-i cumhur hazretleri dün gece tayyare cemiyeti yararına dar-ül bedai artisleri tarafından verilen müsamerelerine alkışlar arasında teşrif buyurmuşlardır. Ve “aman hanım biraz sus” komedisinde Behzat ve Vasfi Beyler ve “Binnaz” piyesinde Bedia Muvahhit hanımı beğenmişler ve artisleri birçok kereler alkışlamışlardır”
Bu arada sadece yurt içi değil, yurt dışı turne yapan tiyatroları da zaman zaman izlemektedir. Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelen “kooperatif tiyatrosu “ nu 7 Kasım 1931 günü Ankara’da izleyen Atatürk sanatçıları kutladıktan sonra
“Bulgaristan’ı unutmadım” dedikten sonra hafif bir gülümsemeyle” sizin ülkenizde bir kız sevdim ama bana vermediler” der.
Bu arada Atatürk’ün ilk kez kahkahalar attığına tanık olunan bir piyesin hikayesi ise çok ilginçtir. İstanbul erkek lisesi izcileri Dumlupınar’ı ziyaret için yola çıkarlar. Bursa’ya gelince paraları bittiği için bir müsamere oynayarak para kazanmak isterler. Ama hiç kimse ne sahne ne de bir imkan sağlamaya yanaşmaz. O sırada tesadüfen Bursa’da olan Atatürk bundan haberdar olarak oynayacakları piyese geleceğini söyleyince işler değişir. Herkes ne yapacağını, nasıl yardım edeceğini şaşırır.
12 ağustos 1924 akşamı pek çok bölümden oluşan piyeslerden “gazeteci düşmanı”” adlı olan piyeste kendisine yapılan locada değil halkın arasında oturmayı tercih eden Atatürk’ün bol bol kahkaha attığına ilk defa şahit olunur…
Atatürk Marmara köşkünde sanatçıları ağırlamaktadır. “bir tiyatro açılırsa bir hapishane kapanır” diyen Muhsin Ertuğurul ile baş başa kalınca “siz benim ateşemilterlik çağlarımdan beri memleketimde görmeyi candan özlediğim bir hayali gerçekleştirdiniz. Şimdi bir devlet reisi olarak soruyorum. Hükümetten ne istersiniz? ” diye sorar. İstenecek o kadar çok şey vardır ki, o zamanlar yokluk içinde kıvranılmaktadır. Vergiler bel bükmektedir. Ama Ertuğrul tiyatronun en önemli sorunu olarak gelecek kuşaklar davasını görür ve “bir tiyatro okulu açalım. Onu istiyoruz Paşam “ der.
Çok geçmeden 1924’de kurulan şehir tiyatrolarına ilave olarak, Türk tiyatrosunun temel direği olan devlet konservatuvarı kurulur ve devlet tiyatrolarının yolu açılır.
Peki Atatürk’ün, tutkuyla, heyecanla, özveriyle ,özgün olarak sahnelere kan veren ve bazen sahnelerde can veren, sahneleri hayat, hayatları sahne olan sanatçıları sadece sözleriyle mi desteklemektedir?… Ya eylemde Neyire Neyir
anlatıyor. “Muhsin Ertuğrul darül bedaiye başyönetmen olarak atanmış çok titiz bir insandı. Provadan oyuna her şey saat titizliği ile işliyor perde bir saniye bile geç açılmıyordu. Provaya geç kalan oyuncular derhal oyundan uzaklaştırılıyordu. Bu durumda tahmin edersiniz düşmanı da çoktu.
Bir gün,
Atatürk’ün oyunumuza geleceği haber verildi. Bende karşılamak için hazırdım.
Fakat paşa gecikti. Muhsin Ertuğrul kendisini beklemeden saniyesinde perdeyi açıp oyunu başlattı. Bunu fırsat bilen kişiler Atatürk gelince “Muhsin Ertuğrul’un kendisini beklemeden oyunu başlattığını ellerini ovuştura ovuştura anlattılar.
Atatürk “ya öyle mi Muhsin Ertuğrul’la görüşürüz” dedi. Herkes Muhsin Ertuğrul’un işinin bittiğine inanıyordu. Atatürk oyunun bitiminde Muhsin Ertuğrul’u ayakta karşıladı kendisini tebrik ederek deminkileri de yanına çağırdı
ve “Sizi tebrik ederim. İşinizle ilgili ciddiyetiniz ülkenin gelişimini ciddiye aldığınızı gösterir. Ben geç kaldım siz vazifenizi yaptınız. Ben her sahada herkesin işini bu kadar ciddiye almasını istiyorum. Ülke ancak böyle ilerler efendiler “demez mi?
1930lar Atatürk’ün devletin zor işlerinin yanında geniş kapsamlı bir kültür planlamacısı olarak tiyatroyu ön plana aldığı yıllar…
Aslında İzmir’de oynayan “Vatan yahut Silistre “ oyununun kadınlara da oynanması kararına karşılık İzmir müftüsünün “kadınların tiyatroya gitmesi dinen sakıncalıdır” fetvasını verdiği, kadınlar yine de gitmek isteyince saldırıya uğradıkları o dönem kadın dergilerinde çıkan bir haberdir.
Bırakın sahneye çıkmayı , izleyemeyen kadınlarımız sonrası izinsiz sahneye çıkan Afife Jale’nin karakola götürülmesi sırasında seyircinin neden kız sahneye çıkmıyor sorularına cevap Fahri Ozansoy’dan şu haykırışla gelir “ ne için çıkmayacağı var mı, bu gecede çıkamaz haftaya da …bekleyelim Türk kadınının serbestçe sahneye çıkacağı inkılabı”… Ve Türk kadını fazla beklemeyecektir… sanat devlet için bir görev, birey için bir haktır mantığıyla hareket eden Atatürk ve muazzam bir strateji ile….Bu konu ilginç olduğu kadar da ayrıntılı olduğu için başka bir yazımda ele alacağım…Çünkü Atatürk’ün bu konuda yaptığı yenilikleri daha iyi görebilmek için mutlaka Cumhuriyet öncesi genel görünüşe bakmamız gerekiyor inancındayım…
Atatürk dünya sahnesine kurtuluş savaşı destanı ile Türkiye Cumhuriyetini hem yazmış hem yönetmiş, hem ışığı hem sesi olmuştur. İşte 97 sene önce açılan bu perdeyi kapatmaya kimsenin ama hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.
Çünkü bu sahnede dünya durdukça başrolde hep aynı isim olacak Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun perdede asılı kalkan son repliği “ Bundan sonra tek hedefiniz yüksek kültürde dünya birinciliği.
Ne mutlu yepyeni, herkesten ileri ve kendine özgü, kendi yaratıcılığına dayalı bir medeniyeti insanlık tarihine hediye edeceklere”
Hayattan alıp hayata veren hepimizin hayallerini, gerçeklerini besleyen, heyecan ve umudunu geliştiren çok değerli tiyatro oyuncularımızın, yazarlarımızın ve perde arkası oyunun bütünleyen tüm detayları ince ince işleyen tiyatro çalışanlarımızın gününü kutlarken, replikleriniz hiç bitmesin perdeniz daima açık olsun, Atatürk’ün sözleriyle “alnınıza vuran ışığınız “ hiç sönmesin dileklerimi iletiyorum…
İLKNUR GÜNTÜRKÜN KALIPÇI























