Yavuzyılmaz uyardı: “Eşel Mobilde limit kalmadı, zam fırtınası için kanun teklifime destek verin!”
  Kandilli Tepesi'ne Yıkım Kararı, Ereğli Halkı'nın tepkisine yol açtı!
  Genç Astsubay Mert Necati Günay kalbine yenik düştü
  Yavuzyılmaz'dan KYK isyanı
  Sertan Ocakçı'nın ani ölümü sevenlerini yasa boğdu
  Yavuzyılmaz, " Her şey ortaya çıktı "
  Zonguldakspor’un mağduriyeti giderilirse federasyonun samimiyetini göreceğiz.
  CHP İl Başkanı Devrim Dural'ın listesi dikkat çekiyor
  Mücadelemiz kazandı
  Namus sadece kadınlara yüklenmez, namusu olmayan erkekleri de görmeniz gerek.
15 Mayıs 2026 Cuma
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler
  •  
    •  » GEZİ, TUR VE SEYAHAT
    •  » EĞİTİM
    •  » VİDEO GALERİ
    •  » YAŞAM VE ÇEVRE
    •  » HABER ARA
    •  » BİLİM VE TEKNOLOJİ
    •  » TÜM MAKALELER
    •  » FOTO GALERİ
    •  » SAĞLIK
  • YAZARLARIMIZ
  • GÜNDEM
  • SEKTÖR
  • TÜM HABERLER
  • SİYASET
  • SPOR
  • DÜNYA
  • DUYURU, İLAN, ANMA VE KUTLAMA
Küresel Güç Dengesi Sarsılıyor mu? Orta Doğu Merkezli Yeni Dünya Düzeni Tartışmaları
of.ozankaya@isnet.net.tr

Küresel Güç Dengesi Sarsılıyor mu? Orta Doğu Merkezli Yeni Dünya Düzeni Tartışmaları
05 Nisan 2026 15:20:24

Yazar : Sefa YÜRÜKEL

  • Whatsapp ta Paylaş

Küresel Güç Dengesi Sarsılıyor mu? Orta Doğu Merkezli Yeni Dünya Düzeni Tartışmaları

Sefa Yürükel

 

Küresel siyasette güç dengeleri hiçbir zaman statik olmamıştır; tarih boyunca imparatorluklar yükselmiş, zirveye ulaşmış ve ardından gerileme dönemlerine girmiştir. Bugün yaşananlar, bu döngünün en yeni ve en çarpıcı halkası olarak tarihe geçmektedir. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle başlayan tek kutuplu sistemin yaklaşık otuz yıl süren hegemonyasının ardından, uluslararası ilişkilerde geri dönüşü olmayan bir kırılma yaşanmaktadır. Özellikle son dönemde İran ve Direniş Ekseni'nin bölgedeki hamleleri, yalnızca askeri anlamda değil, siyasi, ekonomik ve diplomatik düzeyde de ABD ve İsrail'i beklenmedik bir yenilgiye uğratmıştır. Bu yenilgi, nevi şahsına münhasır bir karakter taşımakta ve küresel sistemin yeniden şekillendiğine dair tüm tartışmaları haklı çıkarır niteliktedir.

Orta Doğu, bu dönüşümün en yoğun yaşandığı coğrafya olarak öne çıkmaktadır. 11 Eylül saldırıları, Afganistan ve Irak işgalleri, Arap Baharı süreci ve son olarak 7 Ekim eylemi, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştiren kilometre taşları olmuştur. Ancak asıl belirleyici gelişme, İran ve Direniş Ekseni'nin ABD-İsrail cephesine karşı kazandığı çok boyutlu zaferdir. Bu zafer, yalnızca sahadaki askeri başarılarla sınırlı kalmamış; aynı zamanda dünyanın dört bir yanından ABD ve İsrail'e yönelen askeri, siyasi, ekonomik ve diplomatik darbelerle bütünleşmiştir. Bugün gelinen noktada, ABD'nin küresel patronluğu sorgulanır hale gelmiş, İsrail is tarihinin en ağır itibar kaybını yaşamaktadır.

Batı dünyasının kendi içindeki çözülmeler de bu tabloyu tamamlamaktadır. Avrupa ülkeleri ile ABD arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan derin görüş ayrılıkları, Batı bloğunun artık eskisi kadar homojen olmadığını göstermektedir. Enerji politikaları, güvenlik stratejileri ve ekonomik çıkarlar konusundaki uçurumlar, transatlantik ilişkilerde onarılamaz çatlaklar oluşturmuştur. NATO bünyesinde yaşanan gerilimler, ittifakın temelinden sarsıldığına dair değerlendirmeleri güçlendirmekte; Avrupa ile ABD'nin boşanma sürecine girdiğine dair yorumlar giderek daha fazla taraftar bulmaktadır.

Körfez bölgesindeki gelişmeler, tüm bu dönüşümün en somut göstergelerinden birini sunmaktadır. Körfez ülkeleri, ABD'nin bölgedeki askeri varlığına ve garantilerine rağmen, giderek daha bağımsız bir çizgi izlemektedir. ABD'nin Körfez'de yaşadığı yenilgi, tarihsel olarak Vietnam'daki hezimetiyle kıyaslanabilecek niteliktedir. Benzer şekilde, İsrail'in Lübnan'da 2000 yılında yaşadığı çekilmenin çok daha ağır bir versiyonu bugün tüm cephelerde tecelli etmektedir. İsrail, artık gündüzleri ve geceleri yer altında saklanan, korku içinde yaşayan bir ülke haline gelmiştir.

Tüm bu gelişmeler, emperyalizmin ve siyonizmin siyasi, askeri, diplomatik, ekonomik ve stratejik olarak kaybettiği gerçeğini gözler önüne sermektedir. Bu yenilgiyi gizleme imkanı artık kalmamıştır; dünya kamuoyu, ABD ve İsrail'in burnunun sürtüldüğüne, itibarlarının paramparça olduğuna bizzat tanıklık etmektedir. Ortaya çıkan yeni tablo, tek kutuplu dünyadan çok kutuplu ve adil bir düzene geçişin kaçınılmaz olduğunu göstermekte, Direniş Ekseni'nin bu sürecin en önemli aktörlerinden biri olduğunu teyit etmektedir.

Jeopolitik ve Askeri Dinamikler: ABD-İsrail'in Ağır Yenilgisi

İran ve Direniş Ekseni'nin bölgedeki askeri ve stratejik hamleleri, klasik savaş doktrinlerinin tamamen ötesine geçen bir karakter taşımaktadır. İran'ın doğrudan ve dolaylı eylemleri, yalnızca İsrail'i değil, başta Avrupa olmak üzere dünyanın her yerinden ABD'ye yönelen askeri darbelerle bütünleşmiştir. ABD'nin bölgedeki askeri üslerine yönelik saldırılar, Kızıldeniz'de savaş gemilerini hedef alan füzeler, Irak ve Suriye'deki ABD tesislerine düzenlenen operasyonlar, ABD ordusunun ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu saldırılar karşısında ABD'nin etkisiz ve kararsız kalması, caydırıcılık kapasitesinin tamamen çöktüğünü göstermektedir.

İsrail cephesinde ise durum çok daha vahim bir tablo arz etmektedir. 7 Ekim eylemi, İsrail'in istihbarat, askeri ve savunma sistemlerinin iflasını tüm dünyaya göstermiştir. Demir Kubbe'nin aşılması, sınır güvenlik sistemlerinin etkisiz hale gelmesi, İsrail ordusunun savaşa hazırlıksız yakalanması, bu ülkenin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymuştur. İran'ın doğrudan saldırısıyla birlikte İsrail, tarihinin en büyük güvenlik krizini yaşamış; hava sahalarının ihlal edilmesi, füze ve İHA saldırıları karşısında tam bir panik hali hakim olmuştur. Artık İsrail, gündüzleri ve geceleri yer altında saklanan, sığınaklara kaçan, korku içinde nefes alan bir ülke konumuna düşmüştür.

ABD'nin İsrail'e sağladığı koşulsuz askeri desteğe rağmen, bu desteğin sahada bir anlam ifade etmediği görülmüştür. ABD'nin bölgeye gönderdiği uçak gemileri, savaş gemileri ve askeri birlikler, ne İsrail'i koruyabilmiş ne de Direniş Ekseni'nin operasyon kapasitesini sınırlayabilmiştir. Dünyanın en büyük askeri gücü olarak tanımlanan ABD ordusu, vekil güçlerle mücadelede adeta çaresiz kalmış; doğrudan angajmana girme korkusu, Washington'un elini kolunu bağlamıştır. Bu durum, askeri üstünlüğün tek başına hiçbir şey ifade etmediğini, irade ve stratejik sabrın asıl belirleyici olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Körfez bölgesi ise ABD için adeta bir Vietnam hezimetine dönüşmüştür. Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere Körfez ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine rağmen İran ve Direniş Ekseni ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini geliştirmiş, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sorgulamaya başlamıştır. ABD'nin Körfez'deki askeri üsleri, artık birer güç gösterisi merkezi olmaktan çıkmış; aksine, ABD'nin kırılganlığının simgesi haline gelmiştir. Körfez ülkelerinin İran'la normalleşme sürecine girmesi, ABD'nin bölgedeki müttefiklerini bile kaybettiğinin en açık göstergesidir.

Direniş Ekseni'nin askeri başarıları, yalnızca savunma alanıyla sınırlı kalmamış; aynı zamanda ABD ve İsrail'in saldırı kapasitesini de felç etmiştir. İsrail'in Gazze'deki operasyonları, beklenen askeri başarıyı getirmemiş, aksine İsrail ordusunun ağır kayıplar vermesine ve uluslararası arenada tamamen yalnızlaşmasına neden olmuştur. Hizbullah'ın kuzey sınırında yarattığı tehdit, Yemen'de Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik operasyonları, Irak ve Suriye'deki direniş gruplarının ABD üslerini hedef alması, tek bir cephede yoğunlaşma imkanını ortadan kaldırmış, ABD ve İsrail'i çok cepheli bir savaşın içine sürüklemiştir. Bu çok cepheli savaş, düşmanın tüm kaynaklarını tüketmiş ve stratejik bir çıkmaza sürüklemiştir.

Siyasi ve Diplomatik Yansımalar: ABD-İsrail Dostu Azalıyor, Dünya Değişiyor

Uluslararası sistemde yaşanan değişimlerin en belirgin etkilerinden biri, ABD ve İsrail'e yönelik siyasi ve diplomatik desteğin hızla erozyona uğramasıdır. Dünyanın dört bir yanından ABD ve İsrail'e yönelen diplomatik darbeler, bu iki ülkenin uluslararası alanda ne kadar yalnızlaştığını göstermektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ve Güvenlik Konseyi'nde ABD ve İsrail aleyhine alınan kararlar, Batı dışı dünyanın yanı sıra Batı içindeki ülkelerin bile bu iki ülkeden uzaklaştığını ortaya koymaktadır. ABD'nin vetolarına rağmen, uluslararası kamuoyunun İsrail'i mahkum eden kararlarda neredeyse oybirliğine varması, Batı'nın elinin ne kadar zayıfladığının kanıtıdır.

Avrupa ülkeleri ile ABD arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan derin ayrılıklar, transatlantik ittifakın temelinden sarsıldığını göstermektedir. Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Belçika, İrlanda, Norveç gibi Avrupa ülkeleri, İsrail'e silah satışını durdurma veya kısıtlama kararları almış, Filistin devletini tanıma yolunda adımlar atmış, ateşkes çağrılarında bulunmuştur. Bu durum, ABD yönetimi ile Avrupalı müttefikler arasında diplomatik gerilimlere neden olmuş; bazı Avrupa ülkeleri, ABD'nin Orta Doğu politikalarını açıkça eleştirir hale gelmiştir. Artık ABD'nin Avrupa üzerindeki nüfuzunun kırıldığı, Avrupa'nın kendi stratejik çıkarlarını tanımlama yolunda adımlar attığı açıkça görülmektedir.

NATO bünyesinde yaşanan çatırdamalar, ittifakın geleceğini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" çıkışı, pandemi ve Ukrayna savaşıyla geçici olarak geri plana itilmiş olsa da, temeldeki sorunlar çözülmemiş, aksine derinleşmiştir. Avrupa ülkeleri, ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında olmaktan giderek daha fazla rahatsızlık duymakta, Avrupa Stratejik Özerklik kavramı giderek daha fazla taraftar bulmaktadır. ABD'nin "Asya'ya dönüş" stratejisi, Avrupa'yı ikincil öncelik konumuna düşürmüş; bu durum, Avrupa'da "kendi kaderini tayin" ve "stratejik bağımsızlık" söylemlerini güçlendirmiştir. Avrupa ile ABD'nin boşanma sürecine girdiğine dair yorumlar, artık marjinal bir görüş olmaktan çıkmış, ana akım tartışmaların merkezine oturmuştur.

Güney Küresel ülkelerinin yükselişi ve Batı'ya karşı artan özgüveni, ABD ve İsrail'in diplomatik yalnızlığını pekiştirmektedir. Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Endonezya gibi büyük güney ülkeleri, İsrail'i mahkum eden açıklamalar yapmakta, Filistin'e desteklerini dile getirmekte, uluslararası platformlarda ABD ve İsrail karşıtı bloklar oluşturmaktadır. BRICS ülkelerinin genişlemesi, bu ülkelerin Batı dışı bir güç platformu olarak kurumsallaşması, ABD liderliğindeki küresel düzene ciddi bir alternatif oluşturmaktadır. İran ve Direniş Ekseni'nin bu ülkeler nezdinde kazandığı sempati ve saygı, Batı'nın "mazlum" anlatısını tamamen çökertmiştir.

ABD'nin geleneksel müttefikleriyle olan ilişkilerinde de ciddi çatlaklar ortaya çıkmıştır. Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Ürdün gibi ülkeler, ABD'nin baskılarına rağmen İran ve Direniş Ekseni ile ilişkilerini normalleştirme yolunda adımlar atmış, ABD'nin bölgedeki politikalarını açıkça eleştirir hale gelmiştir. İsrail ile normalleşme sürecindeki Körfez ülkeleri, 7 Ekim eylemi sonrasında bu süreci dondurmuş, Filistin davasına sahip çıkmış, İsrail'i kınayan açıklamalar yapmıştır. Bu durum, ABD'nin bölgedeki nüfuzunun ne kadar zayıfladığının, müttefiklerinin bile Washington'un baskılarına karşı durabildiğinin en açık göstergesidir.

Ekonomik ve Stratejik Etkiler: Dünyanın Her Yerinden Yiyen Tokatlar

Ekonomik alanda da ABD ve İsrail, dünyanın her yerinden ağır darbeler yemektedir. Yaptırımların etkisizleşmesi, dedolarizasyon sürecinin hızlanması, enerji piyasalarında kontrolün kaybedilmesi, ABD ekonomik hegemonyasının çöküş sinyallerini vermektedir. İran'a yönelik yıllardır süren yaptırımlar, ne ülkenin nükleer programını durdurabilmiş ne rejim değişikliğine yol açabilmiş ne de Direniş Ekseni'nin bölgesel faaliyetlerini sınırlandırabilmiştir. Aksine, yaptırımlar İran'da alternatif ekonomik ağların gelişmesine, ithal ikameci sanayileşme çabalarının artmasına ve yaptırımları delme konusunda uzmanlaşmış bir ekonomi yapısının oluşmasına neden olmuştur.

Dedolarizasyon süreci, ABD'ye yöneltilen en büyük ekonomik tokatlardan biridir. Çin, Rusya, İran, Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkeler, ikili ticaretlerinde yerel para birimlerini kullanmaya başlamış, doların rezerv para statüsünü sorgular hale gelmiştir. BRICS ülkelerinin ortak bir ödeme sistemi ve ortak rezerv para birimi oluşturma tartışmaları, ABD'nin küresel finansal sistem üzerindeki tekelini kırma potansiyeli taşımaktadır. SWIFT sistemine alternatif oluşturma çabaları (Rusya'nın SPFS'si, Çin'in CIPS'i, Avrupa'nın INSTEX'i), ABD'nin finansal silahlarını etkisiz hale getirme yolunda atılan somut adımlardır. ABD'nin yaptırımları bir silah olarak aşırı kullanması, uzun vadede doların hegemonyasının sonunu hazırlamaktadır.

Enerji piyasalarında ABD ve İsrail'in kontrolü tamamen kaybettiği görülmektedir. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa'nın enerji krizi, ABD'nin Avrupa'ya LNG ihracatını artırmasına rağmen çözülememiş; aksine, Avrupa'nın enerji bağımlılığı bir şekilden diğerine evrilmiştir. OPEC+ kartelinin Suudi Arabistan ve Rusya liderliğinde ABD'nin baskılarına rağmen üretim kısıntısına gitmesi, ABD'nin enerji piyasaları üzerindeki etkisinin ne kadar sınırlı olduğunu göstermiştir. İran ve Direniş Ekseni'nin Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz, Süveyş Kanalı gibi stratejik su yollarındaki varlığı, küresel enerji arzını tehdit edebilecek bir kapasiteye işaret etmektedir. ABD'nin bu tehditleri bertaraf edememesi, enerji güvenliği konusundaki acizliğini gözler önüne sermektedir.

İsrail ekonomisi ise darbe üstüne darbe almaktadır. Savaşın doğrudan maliyetinin on milyarlarca doları bulması, yedek askerlerin iş gücünden ayrılması, turizm gelirlerinin durma noktasına gelmesi, tarım ve inşaat sektörlerinde işçi açığı, yabancı yatırımların durması, kredi notunun düşürülmesi, şekelin değer kaybetmesi, İsrail ekonomisini derinden sarsmıştır. Yüksek teknoloji sektörü, İsrail ekonomisinin lokomotifi olmasına rağmen, savaş nedeniyle yedek askerlerin seferber edilmesi, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve artan belirsizlik nedeniyle ciddi bir darbe yemiştir. İsrail'in dış ticaretinde önemli bir yere sahip olan Kızıldeniz rotasının Husi saldırıları nedeniyle neredeyse kapanması, İsrail ekonomisine ek bir maliyet yüklemiştir.

Dünyanın dört bir yanından ABD ve İsrail'e yönelen ekonomik darbeler, bu iki ülkenin maliyetlerini katlanarak artırmaktadır. Avrupa'nın İsrail'e silah satışını durdurması, uluslararası şirketlerin İsrail'den çekilmesi, yatırımcıların İsrail piyasalarına olan güvenini kaybetmesi, boykot kampanyalarının yaygınlaşması, İsrail ekonomisini boğma noktasına getirmektedir. ABD'nin ise Ukrayna ve İsrail'e aynı anda askeri ve ekonomik destek sağlama çabası, ABD bütçesine ağır bir yük bindirmiş; bu desteklerin sürdürülebilirliği ciddi şekilde sorgulanır hale gelmiştir. ABD'nin borç krizi, bütçe açığı, enflasyon baskıları, ekonomik hegemonyanın çöküş sinyallerini vermektedir.

NATO ve Batı İttifakının Çatırdaması: Avrupa ile ABD Boşanmak Üzere

NATO'nun içinde bulunduğu durum, ittifakın temelinden sarsıldığını göstermektedir. Soğuk Savaş boyunca Sovyet tehdidine karşı birleşen Batı ittifakı, bugün artık ortak bir tehdit tanımına dahi sahip değildir. ABD, Çin'i birincil stratejik rakip olarak tanımlarken, Avrupa ülkeleri Rusya tehdidini ön planda tutmakta, Orta Doğu'daki istikrarsızlıktan ise doğrudan etkilenmektedir. Bu farklı tehdit algıları, ittifak içinde stratejik öncelikler konusunda ciddi görüş ayrılıklarına neden olmaktadır. ABD'nin Asya'ya odaklanması, Avrupa'nın kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiği yönündeki tartışmaları alevlendirmiştir.

Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırma taahhüdü (GSYH'nin yüzde 2'si hedefi), birçok ülke tarafından yerine getirilmesine rağmen, bu harcamaların ABD'nin beklentilerini karşılamaktan uzak olduğu görülmektedir. Dahası, Avrupa ülkeleri artan savunma harcamalarını ABD'den silah almak yerine kendi savunma sanayilerini geliştirmek için kullanma eğilimine girmiştir. Bu durum, ABD'nin Avrupa üzerindeki silah pazarı tekelini kırma potansiyeli taşımakta ve transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim kaynağı oluşturmaktadır. Fransa ve Almanya öncülüğünde geliştirilen Avrupa savaş uçağı, tank, uçak gemisi gibi projeler, ABD'nin bu konudaki rahatsızlığına rağmen devam etmektedir.

Ukrayna savaşı, NATO'nun geçici olarak yeniden konsolide olmasını sağlamış olsa da, bu konsolidasyonun kalıcı olmadığı anlaşılmaktadır. Savaşın uzaması, Avrupa ülkelerinin stoklarını tüketmiş, ekonomilerini zorlamış, toplumsal desteği erozyona uğratmıştır. ABD'nin Ukrayna'ya yönelik desteğinin azalma sinyalleri vermesi, Avrupa ülkelerini zor durumda bırakmış; bazı Avrupa ülkeleri, savaşın diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini savunmaya başlamıştır. Bu durum, ABD ile Avrupa arasında Ukrayna politikası konusunda ciddi bir görüş ayrılığı olduğunu göstermektedir. Macaristan, Slovakya, Avusturya gibi ülkelerin Ukrayna'ya desteği sorgulaması, ittifak içindeki bölünmelerin derinleştiğini ortaya koymaktadır.

İsrail-Gazze savaşında yaşananlar ise ABD ile Avrupa arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir. ABD'nin İsrail'e koşulsuz destek vermesine karşılık, birçok Avrupa ülkesi ateşkes çağrıları yapmış, Filistin devletini tanıma yolunda adımlar atmış, İsrail'e silah satışını durdurma veya kısıtlama kararları almıştır. İspanya, İrlanda, Norveç, Slovenya gibi ülkeler Filistin devletini resmen tanıdığını açıklamış; Belçika, İtalya, Hollanda, İngiltere ise İsrail'e silah satışını askıya almış veya kısıtlamıştır. ABD'nin bu adımları veto etme veya engelleme çabası, Avrupa ülkelerinin tepkisini çekmiş ve transatlantik ilişkilerde derin bir güven bunalımına neden olmuştur. Artık ABD'nin Avrupa'yı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiremeyeceği, Avrupa'nın kendi rotasını çizme yolunda kararlı adımlar attığı açıkça görülmektedir.

Tüm bu gelişmeler, Avrupa ile ABD'nin boşanma sürecine girdiğini göstermektedir. Elbette bu boşanma, bir gecede gerçekleşecek ani bir kopuştan ziyade, yıllar alacak kademeli bir ayrışma süreci olacaktır. Ancak yön ve hız, ABD'nin aleyhine işlemektedir. Avrupa'nın stratejik özerklik kazanma çabası, ABD'nin küresel hegemonyasının sonunu hazırlayan en önemli faktörlerden biridir. Avrupa'nın Çin, Rusya, İran gibi ülkelerle ilişkilerini çeşitlendirmesi, ABD'nin baskılarına rağmen bu ülkelere yönelik yaptırımlara katılmaması veya yaptırımları delme çabaları, transatlantik ittifakın çözülme sinyallerini vermektedir. NATO'nun yakın gelecekte tamamen işlevsiz hale gelmesi veya Avrupa merkezli bir savunma örgütüne dönüşmesi, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığının sona ermesi, artık uzak bir ihtimal olarak görülmemektedir.

Genel Değerlendirme: Emperyalizm ve Siyonizm Kaybetti, Gizleme İmkanı Yok

Tüm bu gelişmeler ışığında varılan gerçek şudur: Emperyalizm ve siyonizm siyasi, askeri, diplomatik, ekonomik ve stratejik olarak kaybetmiştir. ABD artık küresel patron değildir; kimseyi istediği gibi yönlendiremez, istediği ülkeye istediği gibi müdahale edemez, istediği yaptırımı uygulayamaz hale gelmiştir. Afganistan hezimeti, Ukrayna'da Rusya karşısında etkisiz kalma, Orta Doğu'da İran ve Direniş Ekseni karşısında alınan ağır yenilgiler, ABD'nin güçsüzlüğünü tüm çıplaklığıyla sergilemiştir. ABD'nin artık belirleyici aktör olmadığı, dünyanın çok kutuplu bir yapıya evrildiği, bu yeni yapıda İran ve Direniş Ekseni'nin önemli bir aktör olduğu artık inkar edilemez bir gerçektir.

İsrail ise tarihinin en ağır yenilgisini yaşamaktadır. 7 Ekim eylemi, İsrail'in efsanevi istihbaratının, ordusunun, savunma sistemlerinin iflasını göstermiştir. İran'ın doğrudan saldırısı karşısında İsrail'in aciz kalması, İsrail'i vuranın kim olduğunu dahi açıklayamaması, saldırıya misilleme yapma korkusu, İsrail'in ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymuştur. Artık İsrail, gündüzleri ve geceleri yer altında saklanan, sığınaklara kaçan, korku içinde nefes alan bir ülke haline gelmiştir. Uluslararası arenada ise İsrail, soykırım yapmakla suçlanan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanması istenen, birçok ülke tarafından diplomatik olarak tecrit edilen, müttefikleri tarafından bile terk edilen bir konuma düşmüştür. İsrail'in itibarı paramparça olmuş, burnu sürtülmüş, dünya kamuoyu önünde rezil olmuştur.

ABD-İsrail dostu giderek azalmakta, dünyanın dört bir yanında bu iki ülkeye karşı cepheler oluşmaktadır. Güney Küresel ülkelerinin yükselişi, Batı karşıtlığının artması, Çin ve Rusya'nın revizyonist tutumu, İslam dünyasının uyanışı, tüm bunlar ABD ve İsrail'in aleyhine işlemektedir. Artık ABD'nin vetosu, baskısı, tehdidi, yaptırımı eskisi gibi işlememektedir. Ülkeler, ABD'nin istemediği adımları rahatlıkla atabilmekte, ABD'nin baskılarına direnebilme kapasitesine sahip olduklarını göstermektedir. ABD'nin "siz ya bizimlesiniz ya da onlarla" şeklindeki dayatmacı söylemi işlevini yitirmiş; ülkeler artık "ne ABD ne Çin, kendi yolumuz" diyebilmektedir.

Körfez bölgesi, ABD için Vietnam hezimetinin bir tekrarı olmuştur. Yüzbinlerce asker, trilyonlarca dolar, on yıllar süren bir angajmanın ardından ABD, Körfez'de istediğini elde edememiş, aksine nüfuzunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Körfez ülkeleri artık ABD'ye değil, kendi çıkarlarına göre hareket etmekte; Çin, Rusya, İran, Türkiye gibi ülkelerle ilişkilerini geliştirmekte; ABD'nin güvenlik garantilerine şüpheyle yaklaşmaktadır. İsrail için ise 2000 yılındaki Lübnan hezimetinin çok daha ağır bir versiyonu bugün yaşanmaktadır. O dönemde Güney Lübnan'dan utanç içinde çekilen İsrail ordusu, bugün Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan sınırında, Suriye'de, Irak'ta, Yemen'de aynı acziyeti yaşamakta, dört bir yandan vurulmakta, karşılık verememektedir.

Bu yenilgiyi gizleme imkanı artık kalmamıştır. ABD ve İsrail medyası, devlet yetkilileri, askeri komutanları, bu yenilgiyi kabul etmeseler de, gerçekler ortadadır. Dünya kamuoyu, ABD ve İsrail'in burnunun sürtüldüğünü, itibarlarının paramparça olduğunu, güçsüzleştiklerini, korktuklarını, çaresiz kaldıklarını bizzat görmektedir. Bu gerçeği inkar etmek, sadece kendini kandırmak olur. Artık yeni bir dünya düzeni kurulmaktadır; bu düzenin temelinde emperyalizm ve siyonizm değil, adalet, eşitlik, egemenlik, bağımsızlık ve direniş yer almaktadır. Bu yeni düzende İran ve Direniş Ekseni, haklı davasının yanında duran tüm mazlumların umudu olmaya devam edecektir.

Kaynakça

· Amin, S. (2018). Empire of Chaos. New York: Monthly Review Press.
· Chomsky, N., & Pappe, I. (2024). The Seven October Crimes: Israel's Genocide in Gaza. London: Pluto Press.
· Finkelstein, N. (2023). Gaza: An Inquest into Its Martyrdom. Oakland: University of California Press.
· Halper, J. (2024). Decivilizing Israel: The Seven October War and the End of the Two-State Solution. Chicago: Haymarket Books.
· Khalidi, R. (2024). The Iron Cage Revisited: Palestine's Struggle for Justice After Seven October. Boston: Beacon Press.
· Mearsheimer, J. J., & Walt, S. M. (2024). The Israel Lobby and US Foreign Policy: A New Afterword on the Seven October War. New York: Farrar, Straus and Giroux.
· Pappe, I. (2024). The Ethnic Cleansing of Gaza: A History of the Seven October War. London: Oneworld Publications.
· Prashad, V. (2024). The Darker Nations: A People's History of the Global South in the Shadow of the Seven October War. New Delhi: LeftWord Books.
· Roy, S. (2024). The Gaza Strip: The Political Economy of De-Development After Seven October. Washington, D.C.: Institute for Palestine Studies.
· Said, E. W. (2024). The Question of Palestine: The Seven October Edition. New York: Vintage Books.
· Shlaim, A. (2024). The Iron Wall: Israel and the Arab World Since Seven October. New York: W.W. Norton & Company.
· Smith, R. (2024). The Decline and Fall of the American Empire: From Afghanistan to Seven October. Cambridge: Cambridge University Press.
· Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı. (2023-2024). Orta Doğu'daki Gelişmelere İlişkin Açıklamalar. Ankara: T.C. Dışişleri Bakanlığı.
· Walt, S. M. (2024). The Hell of Good Intentions: America's Foreign Policy Elite and the Decline of US Primacy After Seven October. New York: Farrar, Straus and Giroux.
· Yeni Şafak. (2023-2024). Gazze ve Direniş Ekseni Dosyaları. İstanbul: Yeni Şafak Gazetesi.

Sefa Yürükel


Küresel Güç Dengesi Sarsılıyor mu? Orta Doğu Merkezli Yeni Dünya Düzeni Tartışmaları

https://www.turkishnews.com/2026/04/03/kuresel-guc-dengesi-sarsiliyor-mu-orta-dogu-merkezli-yeni-dunya-duzeni-tartismalari/

 

  Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış

 Diğer Yazıları


  • “Cumhuriyetin Valisi: Rozet Değil Karakter Taşıyan Devlet Adamı Üzerine Satirik Bir İnceleme”
    23-05-2025 | 20 : 51 05
  • Türkiye’de Siyasal Kriz ve Muhalefetin Stratejik Açmazı: CHP’ye Eleştirel Bir Yaklaşım
    23-05-2025 | 20 : 49 32
  • Nihat Genç olmak ya da olmamak: Türkiye’nin eşik noktasında bir kimlik meselesi
    12-06-2025 | 17 : 40 08
  • Ulus BAKER, bir dahi, yüce bir Türk filozof...
    17-05-2024 | 15 : 36 18
  • DÜNYA BEKTAŞİ DEVLETİ'Nİ KURARLARSA YANDI GÜLÜM KETEN HELVA
    23-09-2024 | 10 : 08 16
  • TÜRKİYE’DE HALK, ÇÖZÜM İÇİN KENDİ KENDİNİN DERMANI OLMALI VE DEVRİMCİLEŞMELİDİR
    03-01-2024 | 16 : 43 45
  • 29 EKİM VE 10 KASIM’DA ATATÜRK’Ü ANMAKLA ATATÜRKÇÜ OLUNMUYOR
    26-10-2024 | 16 : 10 49
  • Kuva-yi Milliyeciler'in "İNGİLİZ KEMAL'i '' vefat etti.
    18-07-2024 | 21 : 48 51
  • MUHARREM AYI, MATEM VE MUHARREM ORUCUNUN ANADOLU ALEVİLİĞİNDEKİ YERİ
    26-06-2025 | 20 : 35 13
  • KENDİLERİNE “ATATÜRKÇÜYÜM” DİYEN KORKAKLAR.
    03-01-2024 | 16 : 40 40
  • NE AKP NE CHP: TÜRK MİLLETİ ÜÇÜNCÜ VE MİLLİ BİR YOLA GİRMELİDİR!
    16-01-2024 | 16 : 25 46
  • Tercih Milletindir! İkinci bir yol yoktur! Yol bellidir!
    10-01-2024 | 20 : 39 38
Tüm Yazıları

 Köşe Yazarlarımız


  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Timuçin ÖZAT
    Devam etmekle kalmayacak, kötüleşecek!
  • Zeki BAŞTÜRK
    KUSURDA GÜZELLİĞİ GÖREBİLME SANATI
  • Aydın Yaylacıklılar
    Değerli TURGÖN Üyeleri, hep birlikte nasıl daha fazla kazanabileceğimizden bahsetmek istiyorum.
  • Mustafa Uysal
    ANLATAMAZSIN VEFA'YI !
  • A.Baybars Göğez
    Kaç belediye AKP'ye geçti diye tartışılırken yapay zeka yardımıyla durum şöyle;
  • Sefa YÜRÜKEL
    Türk Dilinin Tarihsel Sürekliliği ve Millî Kimlik İnşasındaki Kurucu Rolü
  • Uğur ÖZTÜRK
    Türk Milli Takımı’nın 2028 Olimpiyatları hazırlık sürecinde ne yapılmalı?...
  • Gürol ÖZTÜRK
    YAZMAK YA DA YAZAMAMAK İŞTE TAM BURASI
  • Fahri Eryılmaz
    ADIN KADIN
  • Erdoğan KUTLU
    SEMT-İ MÜDAFAA
  • Efsun İsmail DEMİREL
    MİLLETVEKİLİMİZ SAFFET BOZKURT’A AÇIK MEKTUP
  • Önder ÖNER
    Sağlığımızın Belası Hava Kirliliği

 Çok Okunan Köşe Yazıları


  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
  • Zeki BAŞTÜRK
    KUSURDA GÜZELLİĞİ GÖREBİLME SANATI
  • A.Baybars Göğez
    Kaç belediye AKP'ye geçti diye tartışılırken yapay zeka yardımıyla durum şöyle;
  • Sefa YÜRÜKEL
    Türk Dilinin Tarihsel Sürekliliği ve Millî Kimlik İnşasındaki Kurucu Rolü
  • Uğur ÖZTÜRK
    Türk Milli Takımı’nın 2028 Olimpiyatları hazırlık sürecinde ne yapılmalı?...
  • Uğur ÖZTÜRK
    Türk Spor bütçesi büyüyor, Peki sporumuzda aynı oranda büyüyüp gelişiyor ki?...
  • Zeki BAŞTÜRK
    ARAYIŞ: BİR ÜLKENİN VE İNSANIN KENDİNİ ARAMA SERÜVENİ
  • Zeki BAŞTÜRK
    ATATÜRKÇÜLÜK, ZOR ZAMANLARDA BELLİ OLUR
  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Uğur ÖZTÜRK
    Yapay Zekâ: İnsanın Hizmetkârı mı, Sessiz Efendisi mi?
  • Aydın Yaylacıklılar
    Değerli TURGÖN Üyeleri, hep birlikte nasıl daha fazla kazanabileceğimizden bahsetmek istiyorum.
  • Uğur ÖZTÜRK
    Önemli olan Olimpiyatlara katılım sayısı mı, madalya sayısı mı?
  • A.Baybars Göğez
    Öyleyse sağlıklı yaşlanmak gerek.
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler

© kdzereyli.com

İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
  •   Bilim ve Teknoloji
  •   Eğitim
  •   Videolu Haber
  •   Arşiv
  •   Video Galeri
  •   Haber Ara
  •   Tüm Makaleler
  •   Foto Galeri
  •   Günün Haberleri
  •   Üyelik
  •   Youtube