Yavuzyılmaz uyardı: “Eşel Mobilde limit kalmadı, zam fırtınası için kanun teklifime destek verin!”
  Kandilli Tepesi'ne Yıkım Kararı, Ereğli Halkı'nın tepkisine yol açtı!
  Genç Astsubay Mert Necati Günay kalbine yenik düştü
  Yavuzyılmaz'dan KYK isyanı
  Sertan Ocakçı'nın ani ölümü sevenlerini yasa boğdu
  Yavuzyılmaz, " Her şey ortaya çıktı "
  Zonguldakspor’un mağduriyeti giderilirse federasyonun samimiyetini göreceğiz.
  CHP İl Başkanı Devrim Dural'ın listesi dikkat çekiyor
  Mücadelemiz kazandı
  Namus sadece kadınlara yüklenmez, namusu olmayan erkekleri de görmeniz gerek.
15 Mayıs 2026 Cuma
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler
  •  
    •  » GEZİ, TUR VE SEYAHAT
    •  » EĞİTİM
    •  » VİDEO GALERİ
    •  » YAŞAM VE ÇEVRE
    •  » HABER ARA
    •  » BİLİM VE TEKNOLOJİ
    •  » TÜM MAKALELER
    •  » FOTO GALERİ
    •  » SAĞLIK
  • YAZARLARIMIZ
  • GÜNDEM
  • SEKTÖR
  • TÜM HABERLER
  • SİYASET
  • SPOR
  • DÜNYA
  • DUYURU, İLAN, ANMA VE KUTLAMA
İdeolojik Tutarlılık ve Pragmatik Çelişki Arasında: İran’ın “Direniş Ekseni”nin Meşruiyeti ve Türkiye’nin İtibar Krizi  Sefa Yürükel  Uluslararası ili
of.ozankaya@isnet.net.tr

İdeolojik Tutarlılık ve Pragmatik Çelişki Arasında: İran’ın “Direniş Ekseni”nin Meşruiyeti ve Türkiye’nin İtibar Krizi Sefa Yürükel Uluslararası ili
05 Nisan 2026 15:35:06

Yazar : Sefa YÜRÜKEL

  • Whatsapp ta Paylaş

İdeolojik Tutarlılık ve Pragmatik Çelişki Arasında: İran’ın “Direniş Ekseni”nin Meşruiyeti ve Türkiye’nin İtibar Krizi

Sefa Yürükel

Uluslararası ilişkiler literatüründe “asimetrik direnç” ve “ideolojik dış politika” çerçevesinde analiz edilen İran’ın “direniş ekseni” söylem ve pratikleri, küresel sistemde nadir görülen bir tutarlılık örneği sunmaktadır. 1979 İslam Devrimi’nden bu yana İran, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail karşısında tavizsiz, onurlu ve ilkeli bir direniş hattının merkezi olarak konumlanmayı başarmıştır. Buna karşılık Türkiye’de iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), dış politikada “pragmatik” ve “çok yönlü denge” siyaseti izleme iddiasıyla hareket etmekte; ancak bu yaklaşım, uygulamada ilkesizlik, tutarsızlık ve ciddi bir itibar erozyonuyla sonuçlanmaktadır.

1. Teorik Çerçeve: Realizm ve Konstrüktivizm Işığında İtibar ve Tutarlılık

1.1. Realist Perspektif: Güç Dengesi ve Hayatta Kalma

Realist teori, uluslararası ilişkilerin temel belirleyicisinin güç ve çıkar olduğunu savunur. Bu perspektiften bakıldığında, İran’ın “direniş ekseni” stratejisi, ABD ve İsrail karşısında asimetrik bir güç dengesi oluşturma çabasıdır. Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Haşdi Şabi, Yemen’de Husiler ve Filistin’de Hamas üzerinden ördüğü vekil aktörler ağı, İran’ın konvansiyonel sınırlılıklarını aşan bir caydırıcılık kapasitesi yaratmıştır.

Ancak realist perspektif tek başına yetersizdir. Çünkü İran’ın stratejisi yalnızca güç hesaplarına indirgenemez; aynı zamanda bir meşruiyet ve itibar inşası projesidir. İran, yalnızca hayatta kalmayı değil, aynı zamanda “mazlumların koruyucusu” kimliğiyle uluslararası sistemde ahlaki bir üstünlük alanı yaratmayı hedeflemektedir.

1.2. Konstrüktivist Perspektif: Kimlik, Söylem ve Meşruiyet

Konstrüktivist teori, devletlerin yalnızca maddi kapasiteleriyle değil, aynı zamanda kimlikleri, söylemleri ve bu söylemlerin yarattığı sosyal sermayeyle de var olduklarını öğretir. Alexander Wendt’in vurguladığı gibi, uluslararası ilişkilerde anarşi sabit değildir; devletlerin birbirlerini nasıl tanımladıklarıyla şekillenir.

İran, bu perspektiften bakıldığında olağanüstü bir başarı hikayesi sunmaktadır. “Küçük Şeytan” İsrail ve “Büyük Şeytan” ABD karşısında aldığı her pozisyon, 45 yılı aşkın süredir tutarlı bir şekilde devam etmektedir. Bu tutarlılık, İran’a uluslararası sistemde “ne dediğini yapan”, “sözünde duran” bir aktör olarak itibar kazandırmıştır. Özellikle Arap sokaklarında, Filistin davasına sahip çıkan tek bölgesel güç olarak algılanması, İran’ı Batı ile iş birliği yapan Sünni monarşiler karşısında ahlaki bir üstünlük konumuna yükseltmiştir.

Türkiye ise bu perspektiften bakıldığında tam bir başarısızlık örneğidir. AKP hükümeti, özellikle ilk yıllarında “medeniyetler ittifakı”, “komşularla sıfır sorun” ve “merkez ülke” gibi iddialı söylemlerle yeni bir kimlik inşa etmeye çalışmış; ancak bu söylemlerin pratiğe yansımasındaki tutarsızlıklar, Türkiye’yi “ne dediği belli olmayan”, “günübirlik politika izleyen” ve “güvenilmez” bir aktöre dönüştürmüştür.

2. İran: İdeolojik Tutarlılığın Yarattığı İtibarlı Aktör

2.1. “Direniş Ekseni”nin Tarihsel ve İdeolojik Kökenleri

“Direniş ekseni” (Mihver-i Mukavemet), doğrudan 1979 İslam Devrimi’nin ideolojik kodlarından beslenmektedir. Ayetullah Humeyni’nin “Velayet-i Fakih” teorisi, dünyayı “müstekbirler” (emperyalist güçler) ve “müstaz’aflar” (ezilenler) olarak iki kutba ayırır. İran’ın misyonu, ezilenlerin yanında yer almak ve emperyalizme karşı direnişi örgütlemektir.

1982’de Hizbullah’ın kuruluşuyla somutlaşan bu strateji, yıllar içinde Suriye, Irak, Yemen ve Filistin’e yayılan bir vekil aktörler ağına dönüşmüştür. Bu aktörlerin her biri, İran’ın ideolojik söyleminin birer yansıması olarak işlev görmekte ve İran’ın bölgesel nüfuzunu pekiştirmektedir.

2.2. Söylem Düzeyinde Tavizsiz Direnç: ABD ve İsrail Karşıtlığı

İran’ın dış politika söylemi, ABD ve İsrail karşıtlığı üzerine inşa edilmiştir. “Kudüs Günü” etkinliklerinden Cuma hutbelerine, resmi devlet medyasından diplomatik açıklamalara kadar her platformda, İsrail’in meşruiyeti reddedilmekte ve ABD’nin bölgedeki varlığı emperyalist müdahale olarak nitelendirilmektedir.

İran’ı diğer bölgesel aktörlerden ayıran temel özellik, bu söylemin tavizsiz ve istikrarlı olmasıdır. Nükleer program konusunda ABD ile yürütülen müzakerelerde dahi, İran ideolojik söyleminden en küçük bir ödün vermemiş, ABD’yi “Şeytan” olarak tanımlamaya devam etmiştir. Bu tutarlılık, İran liderliğinin iç meşruiyeti için olduğu kadar, uluslararası itibarı için de kritik öneme sahiptir.

2.3. Pratikte Söylemi Destekleyen Eylem: Asimetrik Direnç

İran, söylemini eylemleriyle de desteklemektedir. Vekil aktörler aracılığıyla İsrail ve ABD çıkarlarına yönelik saldırılar düzenlemekte, askeri danışmanlar göndermekte, füze ve İHA teknolojilerini geliştirerek bu kapasiteyi müttefikleriyle paylaşmaktadır. 2006 Hizbullah-İsrail savaşında Hizbullah’ın gösterdiği direnç, İran için stratejik bir başarı olarak sunulmuş ve İran’ın “direnç” söyleminin ne kadar ciddi olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.

Söylem ile eylem arasındaki bu yüksek tutarlılık, İran’ı uluslararası sistemde saygın ve itibarlı bir aktör haline getirmiştir. İran’ın bugün birçok çevrede “emperyalizme karşı direnişin sembolü” olarak görülmesi, işte bu tutarlılığın bir sonucudur.

2.4. İran’ın Meşruiyet Zemini ve Sınırlılıkları

İran’ın bu stratejisinin elbette maliyetleri vardır. Ağır ekonomik yaptırımlar, bölgesel izolasyon ve iç toplumsal huzursuzluklar bu maliyetlerin başında gelmektedir. Ancak bu maliyetler, İran’ın itibarını zedelemediği gibi, aksine “fedakârlık” ve “davaya bağlılık” olarak yorumlanmakta ve İran’ın direniş söylemini daha da güçlendirmektedir.

İran, bugün dünyada itibar sahibi olan ender ülkelerden biridir. Çin ve Rusya gibi küresel güçlerle stratejik ortaklıklar kurabilmesi, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda yer alabilmesi, bu itibarın somut göstergeleridir. İran’ın itibarı, yalnızca askeri veya ekonomik kapasitesinden değil, öncelikle ideolojik tutarlılığından ve “ne dediğini yapan” bir aktör olarak güvenilirliğinden kaynaklanmaktadır.

3. Türkiye: Pragmatizmin Kıskacında İtibar Kaybı

3.1. AKP Dış Politikasının Evrimi: Söylemden Pratiğe Çelişki

AKP’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte Türk dış politikası, Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” doktriniyle yeni bir söyleme kavuşmuştur. “Komşularla sıfır sorun”, “medeniyetler ittifakı”, “proaktif barış diplomasisi” gibi kavramlar, Türkiye’yi bölgesinde lider ve saygın bir aktör yapma iddiasındaydı.

Ancak 2010’lu yıllarla birlikte, özellikle Arap Baharı sürecinde, bu idealist söylem hızla terk edilmiş; yerini pragmatik, zaman zaman fırsatçı ve sürekli değişen bir dış politikaya bırakmıştır. Suriye’de Esad’a karşı alınan pozisyondan, Rusya ile S-400 krizi ve sonrasında yaşanan normalleşmeye, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile gerginlikten Libya’ya askeri müdahaleye kadar birçok alanda Türkiye, izlediği politikaları tutarlı bir şekilde açıklayamamıştır.

3.2. Batı İttifakı ile Bölgesel Angajmanlar Arasında: Hiçbir Yere Ait Olmama Hali

Türkiye’nin dış politikasının en vahim yönlerinden biri, birbiriyle doğrudan çatışan ittifaklara aynı anda angaje olmaya çalışmasıdır. Türkiye, NATO üyesi olarak Batı güvenlik mimarisinin bir parçasıdır; ancak aynı zamanda NATO’nun en büyük rakibi olarak görülen Rusya ile S-400 hava savunma sistemi anlaşması imzalamış, enerji ve turizm alanlarında derin iş birlikleri geliştirmiştir.

Bu durum, Türkiye’yi ne Batı’nın tam anlamıyla güvenilir bir müttefiki ne de Doğu’nun samimi bir ortağı haline getirmektedir. Batı, Türkiye’nin S-400 anlaşmasını bir ihanet olarak görmekte ve CAATSA yaptırımları uygulamaktadır. Rusya ise Türkiye’nin NATO üyeliğini her zaman bir sorun işareti olarak okumakta, Türkiye’yi asla tam anlamıyla bir “stratejik ortak” olarak kabul etmemektedir.

3.3. İsrail-Filistin Meselesinde İkircikli Tutum: Söylem ile Pratik Arasındaki Uçurum

Türkiye’nin itibarını en çok zedeleyen konuların başında, İsrail-Filistin meselesindeki ikircikli tutumu gelmektedir. AKP hükümeti, söylem düzeyinde Filistin davasına sahip çıkan, İsrail’in Gazze politikalarını “terör devleti” olarak nitelendiren, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsülerinde İsrail’i hedef alan konuşmalar yaptığı bir çizgi izlemektedir.

Ancak pratikte durum tamamen farklıdır. Türkiye-İsrail arasındaki ekonomik ilişkiler, yıllık 7-8 milyar dolar seviyesinde devam etmektedir. 2022 yılında imzalanan doğal gaz anlaşması, bu ekonomik ilişkinin boyutlarını göstermektedir. Türkiye, İsrail’i eleştirdiği her platformda, aynı İsrail ile ticaret yapmaya, enerji anlaşmaları imzalamaya devam etmektedir.

Bu durum, açık bir söylem-eylem uyumsuzluğudur. Türkiye, bir yandan “Kudüs’ün başkent olarak tanınmasını” kınarken, diğer yandan İsrail’in ekonomik olarak güçlenmesine katkıda bulunmaktadır. Bu ikircikli tutum, Türkiye’nin Filistin davası konusundaki samimiyetini sorgulanır hale getirmekte ve özellikle Arap kamuoyunda Türkiye’nin güvenilirliğini yok etmektedir.

3.4. Azerbaycan Üzerinden Dolaylı İsrail Angajmanı: İtibar Erozyonunun Somut Örneği

Türkiye’nin ikircikli tutumunun en somut örneği, Azerbaycan üzerinden yürütülen dolaylı İsrail angajmanıdır. Azerbaycan, İsrail’in en önemli stratejik ortaklarından biridir. İsrail, Azerbaycan’a silah satmakta (İHA’lar, hava savunma sistemleri), Azerbaycan’ın petrolü İsrail’e akmakta ve iki ülke arasında yoğun bir istihbarat iş birliği bulunmaktadır.

Türkiye ise Azerbaycan ile “bir millet iki devlet” söylemiyle tanımlanan özel bir ilişkiye sahiptir. Türkiye, Azerbaycan’a askeri destek vermekte, enerji iş birliği yapmakta, Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan’a koşulsuz siyasi destek sağlamaktadır.

Sorun şudur: Türkiye, İsrail’in stratejik ortağı olan bir ülke ile “kardeşlik” ilişkisi yürütürken, aynı İsrail’i “terör devleti” olarak nitelendirmektedir. Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden İsrail ile dolaylı bir ekonomik ve askeri iş birliği içinde olduğu ortadadır. Bu durum, Türkiye’nin Filistin davasına sahiplik iddiasını tamamen anlamsız kılmaktadır.

3.5. “İlkesizlik” Eleştirisi ve İtibar Erozyonu

Türkiye’nin dış politikasına yöneltilen eleştirileri üç başlıkta toplamak mümkündür:

Birincisi, söylem-eylem tutarsızlığıdır. Türkiye bir yandan İsrail’i eleştirmekte, diğer yandan onunla ticaret yapmaktadır. Bir yandan ABD’nin bölgedeki varlığını eleştirmekte, diğer yandan NATO üyeliğini devam ettirmektedir. Bu tutum, açık bir “iki yüzlülük” örneğidir.

İkincisi, günübirlik politikadır. Türkiye’nin dış politikada aldığı pozisyonlar, çoğu zaman kısa vadeli taktik hesaplara dayanmakta, uzun vadeli stratejik bir vizyondan yoksun bulunmaktadır. Bir gün Rusya ile yakınlaşan Türkiye, ertesi gün Ukrayna’ya silah gönderebilmektedir. Bu durum, Türkiye’nin ne yapacağının önceden kestirilememesine yol açmaktadır.

Üçüncüsü, itibar erozyonudur. Sürekli değişen pozisyonlar, Türkiye’nin uluslararası sistemde “güvenilir aktör” olma vasfını tamamen yok etmiştir. Bugün hiçbir ülke, Türkiye’nin bir konuda aldığı pozisyonun ne kadar süreceğini veya ne kadar samimi olduğunu bilememektedir. Bu durum, Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde saygınlığını yitirmiş, itibarı zedelenmiş bir aktör haline getirmiştir.

4. Karşılaştırmalı Analiz: İran’ın İtibarı ve Türkiye’nin İtibar Kaybı

4.1. Temel Karşılaştırma

İran ve Türkiye arasındaki temel fark, söylem-eylem tutarlılığı düzeyinde ortaya çıkmaktadır. İran, 45 yıldır değişmeyen bir ideolojik çizgi izlemekte, “düşman” olarak tanımladığı aktörler karşısında taviz vermemekte ve söylemlerini eylemleriyle desteklemektedir. Türkiye ise sürekli değişen, günlük taktiklere göre şekillenen, birbiriyle çelişen pozisyonlar almaktadır.

Bu farkın sonuçları açıktır: İran, uluslararası sistemde “ne dediğini yapan”, “sözünde duran”, “davasına sadık” bir aktör olarak itibar görmektedir. Bu itibar, İran’a Çin, Rusya gibi güçlerle stratejik ortaklıklar kurma imkânı vermekte, BRICS ve ŞİÖ gibi platformlarda ağırlık kazandırmaktadır.

Türkiye ise “ne dediği belli olmayan”, “güvenilmez”, “pragmatist” bir aktör olarak algılanmaktadır. Bu algı, Türkiye’nin uluslararası itibarını yerle bir etmiş, hiçbir ittifakta tam anlamıyla güvenilir bir ortak olarak görülmemesine yol açmıştır.

4.2. İran’ın İtibarının Kaynakları

İran’ın itibarı dört temel kaynaktan beslenmektedir:

Birincisi, ideolojik tutarlılıktır. İran, 1979’dan bu yana “emperyalizm karşıtlığı” ve “direniş” söyleminden en ufak bir ödün vermemiştir. Bu tutarlılık, İran’ı öngörülebilir bir aktör haline getirmektedir.

İkincisi, söylem-eylem uyumudur. İran, söylediklerini yapmakta, tehditlerini yerine getirmekte, verdiği sözleri tutmaktadır. Bu durum, İran’ı güvenilir bir aktör konumuna yükseltmektedir.

Üçüncüsü, fedakârlık kapasitesidir. İran, yıllardır süren ağır yaptırımlara, ekonomik sıkıntılara ve diplomatik izolasyona rağmen ideolojik çizgisinden vazgeçmemiştir. Bu fedakârlık, İran’ın “davasının ciddiyetini” tüm dünyaya göstermektedir.

Dördüncüsü, sembolik sermayedir. İran, Filistin davasını sahiplenerek, İslam dünyasında önemli bir sembolik sermaye biriktirmiştir. Bu sermaye, İran’ı Sünni monarşiler karşısında ahlaki bir üstünlük konumuna yükseltmektedir.

4.3. Türkiye’nin İtibar Kaybının Nedenleri

Türkiye’nin itibar kaybının nedenleri ise tamamen zıt yöndedir:

Birincisi, ideolojik boşluktur. AKP’nin “medeniyetler ittifakı” gibi başlangıçtaki söylemleri, zamanla terk edilmiş; yerine net olmayan, eklektik bir söylem gelmiştir. Türkiye’nin hangi değerleri temsil ettiği, hangi ideolojik çizgide durduğu belirsizleşmiştir.

İkincisi, söylem-eylem uyumsuzluğudur. Türkiye sürekli olarak söylediğinin tersini yapmakta, bir gün savunduğu pozisyonu ertesi gün terk edebilmektedir. İsrail konusundaki ikircikli tutum bunun en çarpıcı örneğidir.

Üçüncüsü, güvenilmezliktir. Türkiye’nin aldığı pozisyonların ne kadar süreceğini, hangi koşullarda değişeceğini kimse kestirememektedir. Bu durum, Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde “riskli” bir aktör haline getirmektedir.

Dördüncüsü, sembolik sermaye kaybıdır. Türkiye, Filistin davasını sahiplendiğini iddia etse de, pratikte İsrail ile ticaret yapması, Azerbaycan üzerinden dolaylı iş birliğini sürdürmesi nedeniyle bu alandaki sembolik sermayesini tamamen tüketmiştir. Bugün Arap sokaklarında Türkiye’nin Filistin konusunda samimi olduğuna inanan neredeyse kimse kalmamıştır.

5. Vaka Analizi: Azerbaycan-İsrail-Türkiye Üçgeni ve İtibar Erozyonu

5.1. Azerbaycan-İsrail İlişkileri

Azerbaycan ile İsrail arasındaki stratejik iş birliği, enerji, askeri ve istihbarat alanlarında derinleşmiştir. İsrail, Azerbaycan’ın en önemli silah tedarikçilerindendir; Azerbaycan’ın petrolü İsrail’e akmakta; iki ülke arasında İran’a karşı ortak istihbarat faaliyetleri yürütülmektedir.

Bu ilişki, İran için doğrudan bir tehdit unsurudur. İsrail’in İran sınırına bu kadar yakın bir ülkede askeri ve istihbarat varlığı bulundurması, İran’ın güvenlik algısında ciddi bir kırılma yaratmaktadır.

5.2. Türkiye’nin Çelişkili Konumu

Türkiye, Azerbaycan ile “bir millet iki devlet” söylemiyle tanımlanan özel bir ilişkiye sahiptir. Türkiye, Azerbaycan’a askeri destek vermekte, enerji iş birliği yapmakta ve Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan’a koşulsuz siyasi destek sağlamaktadır.

Sorun şudur: Türkiye, bir yandan İsrail’i “terör devleti” olarak nitelendirirken, diğer yandan İsrail’in en yakın stratejik ortağı olan Azerbaycan ile “kardeşlik” ilişkisi yürütmektedir. Türkiye, Azerbaycan’a verdiği destekle, dolaylı olarak İsrail’in bölgedeki varlığını ve nüfuzunu güçlendirmektedir.

Bu çelişki, Türkiye’nin Filistin konusundaki söylemlerini tamamen anlamsız kılmaktadır. Türkiye, “Kudüs’ün başkent olarak tanınmasını” kınarken, aynı Kudüs’te büyükelçilik bulunduran İsrail’in bölgedeki en önemli müttefikine kucak açmaktadır. Bu durum, açık bir ikiyüzlülüktür.

5.3. Bu Üçgenin Türkiye’nin İtibarına Etkileri

Azerbaycan-İsrail-Türkiye üçgeni, Türkiye’nin itibarını onarılamaz biçimde zedelemiştir. Eleştirmenlerin “ikircikli tutum” olarak nitelendirdiği bu durum, aslında daha vahim bir tabloya işaret etmektedir: Türkiye, neyi savunduğunu bile bilmeyen, çelişkiler içinde boğulan, itibarını hiçe sayan bir aktör haline gelmiştir.

Türkiye’nin bu üçgen içindeki konumu, onu ne İslam dünyasında ne de Batı’da saygın bir aktör olarak konumlandırmamaktadır. İslam dünyası, Türkiye’nin Filistin konusundaki samimiyetinden şüphe duymaktadır. Batı ise Türkiye’nin NATO içindeki güvenilirliğini sorgulamaktadır. Türkiye, hiçbir yere tam olarak ait olmayan, hiçbir ittifakta tam anlamıyla güvenilmeyen bir “hiç kimse” haline gelmiştir.

6. Sonuç: İran’ın İtibarı ve Türkiye’nin İtibar Kaybı

İran’ın ideolojik temelli ve sert hatlı dış politika yaklaşımı, onu uluslararası sistemde itibarlı bir aktör haline getirmiştir. “Direniş” söylemi üzerinden inşa ettiği meşruiyet zemini, yıllar süren yaptırımlara, ekonomik sıkıntılara ve diplomatik izolasyona rağmen ayakta kalmayı başarmıştır. İran, bugün “ne dediğini yapan”, “davasını asla terk etmeyen” bir aktör olarak, özellikle ABD karşıtı çevrelerde büyük bir itibara sahiptir. Çin, Rusya gibi küresel güçlerin İran’ı stratejik ortak olarak görmesi, bu itibarın somut bir yansımasıdır.

Türkiye ise pragmatik ve çok boyutlu dış politika stratejisiyle, kısa vadeli bazı kazançlar elde etmiş olabilir; ancak bu kazançların bedeli ağır olmuştur. Türkiye, uluslararası sistemde “tutarsız”, “güvenilmez”, “ne dediği belli olmayan” bir aktör olarak algılanmakta ve bu algı, Türkiye’nin itibarını yerle bir etmektedir. Özellikle İsrail-Filistin meselesindeki ikircikli tutum ve Azerbaycan üzerinden yürütülen dolaylı İsrail angajmanı, Türkiye’nin söylemlerini anlamsızlaştırmakta ve onu “iki yüzlü” bir aktör konumuna düşürmektedir.

Sonuç olarak: İran, dünyada itibar sahibi, saygın ve sözü dinlenen bir aktör olarak varlığını sürdürürken; Türkiye yönetimi, izlediği ilkesiz ve çelişkili politikalar nedeniyle fiili olarak itibarını kaybetmiş, uluslararası sistemde “güvenilmez aktör” damgasını yemiştir. Türkiye’nin bu gidişatı değiştirmek için izlediği dış politikayı kökten sorgulaması, söylemleriyle eylemleri arasındaki uçurumu kapatması ve tutarlı, ilkeli bir çizgiye yönelmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, itibar kaybının yarattığı diplomatik ve ekonomik maliyetler her geçen gün daha da ağırlaşacaktır.

Kaynakça

Adib-Moghaddam, A. (2006). The International Politics of the Persian Gulf: A Cultural Genealogy. Routledge.

Altunışık, M. B. (2014). Turkey-Israel Relations: A History of Alliance and Rivalry. Middle East Policy, 21(2), 78-92.

Aras, B. (2014). Turkish Foreign Policy after the Arab Spring: From Soft Power to Assertiveness. Insight Turkey, 16(2), 43-58.

Aras, B., & Tok, M. E. (2020). Iran’s Axis of Resistance: A Strategic Analysis. Middle East Policy, 27(3), 45-59.

Bengio, O. (2010). The Turkish-Israeli Relationship: Changing Ties of Middle Eastern Outsiders. Palgrave Macmillan.

Cornell, S. E. (2015). Azerbaijan Since Independence. Routledge.

Davutoğlu, A. (2001). Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu. Küre Yayınları.

Hinnebusch, R., & Ehteshami, A. (Eds.). (2014). The Foreign Policies of Middle East States. Lynne Rienner Publishers.

Kardaş, Ş., & Balcı, A. (Eds.). (2018). The New Turkish Foreign Policy: Towards a Strategic Depth. Lexington Books.

Keyman, E. F. (2016). Turkish Foreign Policy in the Post-Arab Spring Era: From Proactive to Buffer State. Third World Quarterly, 37(12), 2274-2291.

Maloney, S. (2015). Iran’s Political Economy since the Revolution. Cambridge University Press.

Mearsheimer, J. J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. W.W. Norton & Company.

Ostovar, A. (2016). Vanguard of the Imam: Religion, Politics, and Iran’s Revolutionary Guard. Oxford University Press.

Öniş, Z. (2011). Multiple Faces of the New Turkish Foreign Policy: Underlying Dynamics and a Critique. Insight Turkey, 13(1), 47-65.

Tabatabai, A. M. (2020). Iran’s Evolving Deterrence Strategy: The Role of Proxies. Survival, 62(5), 85-102.

Valiyev, A. (2019). Azerbaijan-Israel Relations: A Strategic Alliance. Caucasus Survey, 7(2), 156-172.

Waltz, K. N. (1979). Theory of International Politics. Addison-Wesley.

Wastnidge, E. (2019). The Axis of Resistance: Iran’s Role in the Middle East. In The International Politics of the Middle East (pp. 123-141). Manchester University Press.

Wendt, A. (1999). Social Theory of International Politics. Cambridge University Press.

İdeolojik Tutarlılık ve Pragmatik Çelişki Arasında: İran’ın “Direniş Ekseni”nin Meşruiyeti ve Türkiye’nin İtibar Krizi

Sefa Yürükel


https://www.turkishnews.com/2026/04/03/ideolojik-tutarlilik-ve-pragmatik-celiski-arasinda-iranin-direnis-ekseninin-mesruiyeti-ve-turkiyenin-itibar-krizi/

 

  Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış

 Diğer Yazıları


  • “Cumhuriyetin Valisi: Rozet Değil Karakter Taşıyan Devlet Adamı Üzerine Satirik Bir İnceleme”
    23-05-2025 | 20 : 51 05
  • Türkiye’de Siyasal Kriz ve Muhalefetin Stratejik Açmazı: CHP’ye Eleştirel Bir Yaklaşım
    23-05-2025 | 20 : 49 32
  • Nihat Genç olmak ya da olmamak: Türkiye’nin eşik noktasında bir kimlik meselesi
    12-06-2025 | 17 : 40 08
  • Ulus BAKER, bir dahi, yüce bir Türk filozof...
    17-05-2024 | 15 : 36 18
  • DÜNYA BEKTAŞİ DEVLETİ'Nİ KURARLARSA YANDI GÜLÜM KETEN HELVA
    23-09-2024 | 10 : 08 16
  • TÜRKİYE’DE HALK, ÇÖZÜM İÇİN KENDİ KENDİNİN DERMANI OLMALI VE DEVRİMCİLEŞMELİDİR
    03-01-2024 | 16 : 43 45
  • 29 EKİM VE 10 KASIM’DA ATATÜRK’Ü ANMAKLA ATATÜRKÇÜ OLUNMUYOR
    26-10-2024 | 16 : 10 49
  • Kuva-yi Milliyeciler'in "İNGİLİZ KEMAL'i '' vefat etti.
    18-07-2024 | 21 : 48 51
  • MUHARREM AYI, MATEM VE MUHARREM ORUCUNUN ANADOLU ALEVİLİĞİNDEKİ YERİ
    26-06-2025 | 20 : 35 13
  • KENDİLERİNE “ATATÜRKÇÜYÜM” DİYEN KORKAKLAR.
    03-01-2024 | 16 : 40 40
  • NE AKP NE CHP: TÜRK MİLLETİ ÜÇÜNCÜ VE MİLLİ BİR YOLA GİRMELİDİR!
    16-01-2024 | 16 : 25 46
  • Tercih Milletindir! İkinci bir yol yoktur! Yol bellidir!
    10-01-2024 | 20 : 39 38
Tüm Yazıları

 Köşe Yazarlarımız


  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Timuçin ÖZAT
    Devam etmekle kalmayacak, kötüleşecek!
  • Zeki BAŞTÜRK
    KUSURDA GÜZELLİĞİ GÖREBİLME SANATI
  • Aydın Yaylacıklılar
    Değerli TURGÖN Üyeleri, hep birlikte nasıl daha fazla kazanabileceğimizden bahsetmek istiyorum.
  • Mustafa Uysal
    ANLATAMAZSIN VEFA'YI !
  • A.Baybars Göğez
    Kaç belediye AKP'ye geçti diye tartışılırken yapay zeka yardımıyla durum şöyle;
  • Sefa YÜRÜKEL
    Türk Dilinin Tarihsel Sürekliliği ve Millî Kimlik İnşasındaki Kurucu Rolü
  • Uğur ÖZTÜRK
    Türk Milli Takımı’nın 2028 Olimpiyatları hazırlık sürecinde ne yapılmalı?...
  • Gürol ÖZTÜRK
    YAZMAK YA DA YAZAMAMAK İŞTE TAM BURASI
  • Fahri Eryılmaz
    ADIN KADIN
  • Erdoğan KUTLU
    SEMT-İ MÜDAFAA
  • Efsun İsmail DEMİREL
    MİLLETVEKİLİMİZ SAFFET BOZKURT’A AÇIK MEKTUP
  • Önder ÖNER
    Sağlığımızın Belası Hava Kirliliği

 Çok Okunan Köşe Yazıları


  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
  • Zeki BAŞTÜRK
    KUSURDA GÜZELLİĞİ GÖREBİLME SANATI
  • A.Baybars Göğez
    Kaç belediye AKP'ye geçti diye tartışılırken yapay zeka yardımıyla durum şöyle;
  • Sefa YÜRÜKEL
    Türk Dilinin Tarihsel Sürekliliği ve Millî Kimlik İnşasındaki Kurucu Rolü
  • Uğur ÖZTÜRK
    Türk Milli Takımı’nın 2028 Olimpiyatları hazırlık sürecinde ne yapılmalı?...
  • Uğur ÖZTÜRK
    Türk Spor bütçesi büyüyor, Peki sporumuzda aynı oranda büyüyüp gelişiyor ki?...
  • Zeki BAŞTÜRK
    ATATÜRKÇÜLÜK, ZOR ZAMANLARDA BELLİ OLUR
  • Zeki BAŞTÜRK
    ARAYIŞ: BİR ÜLKENİN VE İNSANIN KENDİNİ ARAMA SERÜVENİ
  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Uğur ÖZTÜRK
    Yapay Zekâ: İnsanın Hizmetkârı mı, Sessiz Efendisi mi?
  • Aydın Yaylacıklılar
    Değerli TURGÖN Üyeleri, hep birlikte nasıl daha fazla kazanabileceğimizden bahsetmek istiyorum.
  • A.Baybars Göğez
    Öyleyse sağlıklı yaşlanmak gerek.
  • Uğur ÖZTÜRK
    Önemli olan Olimpiyatlara katılım sayısı mı, madalya sayısı mı?
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler

© kdzereyli.com

İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
  •   Bilim ve Teknoloji
  •   Eğitim
  •   Videolu Haber
  •   Arşiv
  •   Video Galeri
  •   Haber Ara
  •   Tüm Makaleler
  •   Foto Galeri
  •   Günün Haberleri
  •   Üyelik
  •   Youtube