
of.ozankaya@isnet.net.tr
Tarihe Tanıklık: İran’ın Direniş Ekseninde Şekillenen Yeni Dünya Düzeni ve Amerikan-İsrail Çağının Sonu
05 Nisan 2026 15:38:19
Tarihe Tanıklık: İran’ın Direniş Ekseninde Şekillenen Yeni Dünya Düzeni ve Amerikan-İsrail Çağının Sonu
Sefa Yürükel
Direniş Ekseni ve Tarihsel Kırılma
İnsanlık tarihi, belirli dönemlerde bir medeniyetin yükselişini ve başka bir medeniyetin çöküşünü gözlemleme ayrıcalığına tanıklık eder. İçinde bulunduğumuz günler, böylesine büyük bir tarihsel kırılmanın tam ortasıdır. İran, son dört günde sergilediği askerî ve stratejik hamlelerle, sadece bir savaşı değil, aynı zamanda yüzyıllık bir hegemonya düzenini hedef almıştır. Bu operasyonlar, İran’ın direniş ekseni (Axis of Resistance) felsefesinin somut bir tezahürüdür. Bu felsefe, emperyal güçlere karşı yerli, özerk ve inanç temelli bir direnişi örgütlemeyi; dışarıdan dayatılan düzenlere boyun eğmemeyi esas alır. İran, bu anlayışla dünyayı yeniden şekillendirmekte, ABD ve İsrail’in onlarca yıldır inşa ettiği algı ve güç yapılarını temelinden sarsmaktadır.
İran’ın Dünyayı Direnişle Şekillendirmesi
İran’ın stratejik vizyonu, coğrafi sınırların çok ötesine uzanmaktadır. Direniş ekseni, Tahran’dan Şam’a, Beyrut’tan San’a’ya uzanan bir ağdır. Bu ağ, devlet dışı aktörleri, halk hareketlerini ve düzenli orduları kapsayan hibrit bir yapıdır. İran, bu yapı sayesinde Ortadoğu’nun kalbinde ABD’nin doğrudan işgal etmediği, ancak nüfuz kurmaya çalıştığı tüm alanlarda bir karşı-ağırlık oluşturmuştur.
Son dört günde yaşananlar, bu direniş stratejisinin saldırıya geçtiği anı işaret etmektedir. İran, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerini hedef alarak, aslında şu mesajı vermektedir: “Artık sınırlarınızı siz belirlemeyeceksiniz; direnişin mantığı, güç dengelerini yeniden kuracaktır.” Bu operasyonlar, İran’ın sadece kendi topraklarını savunmakla kalmadığını, aynı zamanda tüm bir bölgenin kaderini doğrudan etkileyebilecek bir jeopolitik aktör olduğunu göstermiştir. İran, bu hamleleriyle dünyaya şu gerçeği kabul ettirmektedir: Emperyal güçlerin kurduğu düzen, artık direnişin ateşiyle erimektedir.
ABD-İsrail Medya Gücünün Algı Sanatı ve İran’ın Bu Sanatı Boşa Çıkarması
Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren ABD ve İsrail, küresel medya üzerinden algı yönetimi konusunda eşsiz bir kapasite geliştirmiştir. Birinci Körfez Savaşı (1991), bu kapasitenin ilk büyük gösterisiydi. CNN ekranlarından gece boyu yayınlanan akıllı bomba görüntüleri, “cerrahi temizlik” ve “hassas vuruş” gibi kavramlarla süslenmiş; kamuoyuna savaşın temiz, kontrollü ve meşru bir eylem olduğu izlenimi verilmiştir. Bu, modern propaganda tarihinin en başarılı örneklerinden biriydi.
Ancak İran, bu algı makinesini çökertmiştir. Şu anda sürmekte olan çatışmada, dördüncü günü geride bırakmamıza rağmen neredeyse hiçbir savaş görüntüsü kamuoyuna ulaşmamaktadır. Bunun tek nedeni sansür değildir; aynı zamanda ABD ve İsrail’in gösterecek başarılı bir kare bulamamasıdır. Dünyanın en güçlü hava kuvvetlerine sahip bu iki ülke, İran semalarında uçak uçuramamakta, İran topraklarına asker çıkaramamakta ve karşılarında ezici bir direniş bulmaktadır.
Medya kuruluşları, daha önce Irak, Afganistan veya Libya’da olduğu gibi “kesintisiz zafer görüntüleri” sunamamaktadır. Bunun yerine, belirsiz açıklamalar, çelişkili raporlar ve giderek artan bir bilgi karanlığı hâkimdir. İşte bu durum, İran’ın ABD-İsrail medya gücünün algı simülasyonunu nasıl boşa çıkardığının en açık kanıtıdır. İran, savaş meydanında yarattığı gerçeklikle, medya odalarında üretilen kurgusal gerçekliği paramparça etmiştir. Artık dünya, ne kadar yüksek çözünürlüklü bomba görüntüsü gösterilirse gösterilsin, ABD’nin yenilgisini fark etmeye başlamıştır.
İran Tarih Yazıyor – Stratejik Derinlik ve Zaman Oyunu
Tarih yazmak, sadece savaş kazanmak değildir; aynı zamanda bir çağın ruhunu değiştirmektir. İran, son dört günde şunları başarmıştır: Birinci olarak, dünyanın en pahalı askerî tesislerini (Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan’daki üsler) kullanılamaz hale getirmiştir. Bu üslerin inşası onlarca yıl sürmüş, trilyonlarca dolar harcanmıştır. Bugün bu üsler yağmalanmakta, yakılmakta ve terk edilmektedir. Bu, sadece maddi bir kayıp değil, aynı zamanda psikolojik bir yenilgidir.
İkinci olarak, İran zamanın anlamını değiştirmiştir. Geleneksel savaşlarda dört gün, bir harekâtın ancak başlangıcı sayılır. Oysa İran, bu dört gün içinde bölgedeki askerî üstünlük alanını o kadar genişletmiştir ki, ABD’nin bu kaybı telafi etmesi mümkün görünmemektedir. Üçüncü olarak, İran, ABD’nin tarihindeki en büyük yıkımlardan birini yaşattığının farkındadır. Pearl Harbor bir saldırıydı ve tek bir günde olmuştu. Oysa bu operasyon, sistematik, planlı ve kapsamlı bir imha sürecidir. İran, bu süreçle birlikte askerî tarih kitaplarına “Dört Gün Savaşı” veya “Üslerin Çöküşü” gibi yeni bölümler yazdırmaktadır.
Dördüncü ve en önemlisi: İran, savaşı kazanmanın sadece füze atmak olmadığını, aynı zamanda düşmanın iradesini kırmak olduğunu göstermiştir. Bugün Trump yönetiminin ortaya attığı fikirlere bakın: Basra Körfezi’ndeki tankerlere askerî refakat önerisi, aslında bir çaresizlik itirafıdır. Kimse binlerce İran füzesinin menziline girmek istememektedir. Kürt milisleriyle İran’ı işgal etme fikri ise, coğrafya bilgisinden yoksun, umutsuz bir hayalden ibarettir. İran, bu tür önerileri duydukça aslında tarih yazdığını daha da iyi anlamaktadır. Çünkü tarih, sadece kazananların değil, aynı zamanda çaresiz kalanların da hikâyesidir.
Amerikan-İsrail Çağının Sonu
Soğuk Savaş’ın bitiminden 11 Eylül 2001’e, oradan da 2023 yılına kadar uzanan süreçte, dünya Amerikan yüzyılı olarak adlandırılan bir dönemi deneyimlemiştir. Bu dönemde ABD, tek süper güç olarak küresel kuralları belirlemiş; İsrail ise bu düzenin Ortadoğu’daki en sadık ve en güçlü müttefiki olarak bölgesel üstünlüğünü pekiştirmiştir. Birlikte, Amerikan-İsrail çağı olarak adlandırılabilecek bir hegemonya inşa etmişlerdir. Bu çağın temel özellikleri şunlardı: Askerî müdahale özgürlüğü, medya üzerinden algı kontrolü, petrol kaynaklarına dolaylı hâkimiyet ve muhalif rejimlerin ambargolarla boğulması.
İran, işte bu çağı sonlandırmıştır. Bunu nasıl mı? Öncelikle, İran askerî olarak ABD’nin bölgede tutunamayacağını ispatlamıştır. Dördüncü gün hâlâ hava üstünlüğü kuramayan, üsleri yok edilen, askerleri İran toprağına ayak basamayan bir ABD, artık “yenilmez” değildir. Bu durum, ABD’nin diğer bölgelerdeki müttefiklerine de caydırıcılığını yitirdiği mesajını vermektedir. İkinci olarak, İran, İsrail’in derin caydırıcılık kabiliyetini ortadan kaldırmıştır. İsrail, yıllardır “saldırıya uğradığında düşmanına kabul edilemez hasarlar verme” doktriniyle hareket ediyordu. Oysa şimdi İran’ın yeraltındaki askerî altyapısına ulaşamayan, misilleme yapamayan bir İsrail tablosu vardır.
Üçüncü olarak, İran ekonomik savaşın da kazananı olmuştur. Onlarca yıldır süren yaptırımlar, İran’ı yıldıramamış; aksine, İran’ı yerli üretime, füze teknolojisine ve asimetrik savaşa itmiştir. Bugün Hürmüz Boğazı’ndan kimse geçemiyorsa, bu İran’ın yıllardır bu güne hazırlandığını göstermektedir. Petrol tankerlerine refakat önerileri, aslında ABD’nin bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldığını gösterir.
Amerikan-İsrail çağı bitmiştir. Çünkü bir çağ, ancak onu ayakta tutan korku ortadan kalktığında biter. İran, bu korkuyu yok etmiştir. Bugün Ortadoğu’da hiçbir halk, hiçbir milis gücü, hiçbir devlet ABD veya İsrail’in sınırsız gücüne inanmamaktadır. İran, bu inancı yerle bir etmiştir. Artık başlayan yeni dönem, direnişin, çok kutupluluğun ve bağımsız devletlerin dönemidir.
Sonuç: ABD Batı Asya’ya Bir Daha Dönemeyecek
Tüm bu operasyonlar ve stratejik kırılmalar sona erdiğinde, geriye şu gerçek kalacaktır: Amerika Birleşik Devletleri, bir daha Batı Asya’ya (Orta Doğu) dönemeyecektir. Bu sadece askerî bir yenilgi değil, aynı zamanda tarihsel bir veda olacaktır. Onlarca yıl süren işgaller, trilyonlarca dolarlık harcamalar, binlerce kayıp – hepsi boşa gitmiştir. İran, bu coğrafyada yeni bir sabahın güneşini doğurmuştur. Bu sabahın adı, bağımsızlık ve direniştir. Ve bu sabah, İran’ın yazdığı tarihin ilk sayfasıdır.
Kaynakça
1. Abrahamian, E. (2018). A History of Modern Iran. Cambridge University Press.
(İran’ın modern siyasi ve askerî stratejilerinin evrimi için)
2. Cordesman, A. H. (2019). The Gulf Military Balance: The Conventional and Asymmetric Dimensions. Center for Strategic and International Studies (CSIS).
(Körfez üsleri ve askerî harcamalar)
3. Khalaji, M. (2021). The Axis of Resistance: Iran’s Network in the Middle East. Washington Institute for Near East Policy.
(Direniş ekseni kavramının analizi)
4. International Institute for Strategic Studies (IISS). (2023). The Military Balance 2023. Routledge.
(İran ve ABD’nin güncel askerî kapasiteleri)
5. Said, E. W. (1997). Covering Islam: How the Media and the Experts Determine How We See the Rest of the World. Vintage Books.
(Medya ve algı yönetimi üzerine klasik eleştiri)
6. U.S. Department of Defense. (2022). Annual Report on Military Power of Iran. Office of the Secretary of Defense.
(İran’ın füze ve yeraltı tesisleri hakkında resmî rapor)
7. Fathi, N. (2020, January). Iran’s Military Doctrine: Offensive Defense. The Atlantic.
(İran’ın caydırıcılık stratejisi)
8. Bacevich, A. J. (2016). America’s War for the Greater Middle East. Random House.
(ABD’nin bölgesel savaşları ve sonuçları)
9. Parsi, T. (2017). Losing an Enemy: Obama, Iran, and the Triumph of Diplomacy. Yale University Press.
(İran-ABD ilişkileri ve yaptırımların etkisi)
10. Mamdani, M. (2004). Good Muslim, Bad Muslim: America, the Cold War, and the Roots of Terror. Pantheon Books.
(Direniş ve terörizmin medyada inşası)
Sefa Yürükel
Tarihe Tanıklık: İran’ın Direniş Ekseninde Şekillenen Yeni Dünya Düzeni ve Amerikan-İsrail Çağının Sonu






















