
kdzereyli.com@gmail.com
Kayınvalidenin Gerçekliği
23 Mayis 2026 22:13:14
MERYEMCE
Karadeniz Ereğli Bağımsız Belediye Meclis Üyesi Avukat Yakup Şekip Okumuşoğlu'nun ders niteliğindeki anlamlı yorumunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
" Kayınvalidenin Gerçekliği
Türkiye’de öyle mahkeme kararları vardır ki yalnızca bir davayı çözmez, insanın beynini de yakar.
Şu “mutlak butlan” tartışması ve CHP kurultayı meselesi biraz böyle.
Mahkemenin söylediği şeyi basitçe anlatalım.
Eğer 2023’te yapılan kurultay, delegelerin iradesini ağır biçimde sakatlayan hukuka aykırılıklarla oluşmuşsa, sonradan yapılan kurultaylar bu sorunu otomatik temizlemez.
Türkçesi şu:
Eğer temel çürükse, üstüne kat çıkınca bina sağlam olmaz.
Buraya kadar çoğumuz başımızı sallıyoruz:
“Doğru.”
Bir şirket genel kurulu ağır sakatsa, devamındaki kararlar tartışılır.
Bir dernek kongresi ağır sakatsa, sonraki yönetim de tartışmalı olur.
Hukuk burada oldukça mantıklıdır.
Ama iş siyasi partiye gelince mesele tuhaflaşmaya başlıyor.
Çünkü CHP yalnızca bir dosya değil.
İki yıldır yaşanmış bir hayat.
Kurultay yapılmış.
Özgür Özel seçilmiş.
Yeni yönetim kurulmuş.
Yerel seçim adayları belirlenmiş.
Belediyeler kazanılmış.
Milyonlar oy vermiş.
Parti içinde küslükler olmuş.
İnsanlar ihraç edilmiş.
Bazıları başka partilere geçmiş.
Bir sürü dostluk bozulmuş.
Bir sürü hesap görülmüş.
Yani ortada yalnızca tutanak değil, yaşanmış bir hayat var.
Şimdi mahkeme dönüp diyor ki:
“Bir dakika… eğer başlangıç sakatsa, sonrasının hukukî varlığını yeniden konuşmak gerekir.”
İnsan burada ister istemez duruyor.
Çünkü akla hemen şu soru geliyor:
İyi de son iki yılda yaşadığımız şey neydi?
Bu noktayı anlamak için galiba en iyi örnek evlilik.
Bir evlilik düşünün.
Nikâh olmuş.
Yirmi yıl geçmiş.
Çocuklar büyümüş.
Ev alınmış.
Kredi çekilmiş.
Bayramlarda küs akrabalar barıştırılmış.
Kayınvalideyle sayısız diplomatik kriz yaşanmış.
Bir çocuk üniversite sınavına hazırlanıyor, öteki “beni kimse anlamıyor” döneminde.
Hayat bütün ağırlığıyla yaşanmış.
Sonra biri geliyor ve diyor ki:
“Bir dakika… bu nikâhta baştan ağır bir sakatlık olabilir.”
İnsan ister istemez afallıyor.
Çünkü soru hemen geliyor:
İyi de o zaman yaşadığımız hayat ne olacak?
Çocuk gerçek.
Ev gerçek.
Borç gerçek.
Kavga gerçek.
Kayınvalide özellikle gerçek.
Ama hukuk sakin bir sesle şöyle diyor:
“Yaşanmış olması başka, hukuk düzeninde geçerli sayılması başka.”
İşte CHP tartışması tam burada düğümleniyor.
Çünkü mesele yalnızca:
“Kurultay doğru muydu?”
sorusu değil.
Şu soru:
İki yıl boyunca yaşanmış siyasî hayat ne olacak?
Mesela seçim kampanyaları…
Milyonlarca lira harcandı.
Otobüsler tutuldu.
Mitingler yapıldı.
Sahneler kuruldu.
Afişler basıldı.
Danışmanlıklar alındı.
Parti bütçesinden harcamalar yapıldı.
Bugün milyonların oy verdiği belediye başkanları seçildi.
Şimdi biri dönüp dese ki:
“Bu yönetimin hukukî varlığı tartışmalı olabilir.”
Matbaacı ne diyecek?
“Ben broşürü mecazen mi bastım?”
Otobüs şirketi?
“İnsanları teorik olarak mı taşıdım?”
Elektrik şirketi?
“Hoparlöre elektriği metafizik olarak mı verdim?”
Hayat burada hafifçe sinirleniyor.
Çünkü hayatın kötü bir huyu var:
Yaşanıyor.
Ve yaşandıktan sonra da kolay kolay:
“Ben aslında yoktum”
demeye yanaşmıyor.
Üstelik mesele burada bitmiyor.
Bugün konuşulan şeylerden biri şu:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay kararını temyize götüren bazı avukatları görevden aldığı söyleniyor.
Hukuken mümkün mü?
Olabilir.
Çünkü mantık şu:
“Mahkeme beni yeniden yetkili görüyorsa, avukatı da ben değiştiririm.”
İyi de insan burada ister istemez soruyor:
Peki başka ne değişebilir?
Yeni MYK mı?
Atamalar mı?
Disiplin kararları mı?
Kurultay sonrası yapılan bazı işlemler mi?
Parti adına yapılan harcamalar mı?
İşte kafa tam burada karışıyor.
Çünkü mahkeme sanki iki yıllık zamanı geri çağırıyor gibi görünüyor.
Ama hayat masaya yumruğu vurup şöyle diyor:
“İyi de ben yaşandım kardeşim.”
İşte tam burada mesele CHP’den çıkıp doğrudan memleket meselesine de dönüşüyor.
Biraz tarihe gidelim.
12 Mart sonrası CHP içinde de büyük bir tartışma vardı.
Soru şuydu:
Partiyi tarihsel ağırlık mı yönetecek, delegelerin verdiği yön mü?
İsmet İnönü vardı.
Tarihsel ağırlığı büyüktü.
Ama delegeler başka bir yön istedi.
Ecevit yükseldi.
İnönü çekildi.
Tarih ileri doğru aktı.
Kimse dönüp:
“Bir dakika, kaseti geri saralım”
demedi.
Ama asıl zor soru 12 Eylül’de başlıyor.
Bugünkü hukuk düzenimizin önemli kısmı, 12 Eylül sonrasında kurulan anayasal yapı içinde şekillendi.
1982 Anayasası olağan bir demokrasi ortamında doğmadı.
Darbe vardı.
Partiler kapalıydı.
Siyasetçiler yasaktı.
Kurallar normal demokratik yarış ortamında oluşmadı.
Şimdi biraz zor bir soru soralım:
Eğer mantık şuysa:
“Başlangıç sakatsa sonrası da sakattır”
o zaman insan ister istemez düşünüyor:
Peki bugünkü düzen?
Mahkemeler?
Parlamento?
Seçimler?
Siyasi partiler?
Bunların önemli kısmı da o düzen içinde oluşmadı mı?
Kimse yanlış anlamasın.
Burada söylenen:
“12 Eylül meşrudur”
değil.
Soru başka:
Bir başlangıçtaki sorun, yaşanmış hayatı ne kadar geri sarabilir?
Çünkü aradan kırk yıl geçti.
İnsanlar yaşadı.
Çocuklar büyüdü.
Mahkemeler karar verdi.
Hükümetler değişti.
Seçimler yapıldı.
Bir hayat oluştu.
Hayat bazen hukuka dönüp şu soruyu soruyor:
“İyi de ben yaşandım… yaşanmadım mı?”
Galiba meselenin özü burada.
Hukuk soruyor:
“Geçerli mi?”
Hayat soruyor:
“Yaşandı mı?”
Siyaset soruyor:
“Toplum bunu kabul ediyor mu?”
Biraz kuantum tartışmalarına benziyor.
Bilim insanları bazen bir parçacığın aynı anda iki ayrı durumda olabileceğini anlatır.
Hem olmuş gibi.
Hem olmamış gibi.
Özgür Özel iki yıl yönetmiş gibi.
Ama hukuk dönüp:
“Bir dakika…”
diyor.
Kılıçdaroğlu geri gelmiş gibi.
Biraz tuhaf değil mi?
Sanki aynı olay aynı anda iki farklı gerçeklikte oyaşanıyor.
Sonunda insan şu soruda kalıyor:
Hukuk yalnız kuralları mı korur? Yaşanmış hayatı hiç mi hesaba katmaz?
Çünkü o kayınvalide gerçek.
Kredi borcu gerçek.
Belediye başkanı gerçek.
Küslük gerçek.
Seçim kampanyası gerçek.
Velhasıl önce yaşadık.
Şimdi yaşadığımız şeyin gerçekten yaşanıp yaşanmadığını konuşuyoruz."
Karadeniz Ereğli Bağımsız Belediye Meclis Üyesi Avukat Yakup Şekip Okumuşoğlu






















