Küre dağları modern zamanlar için Nuh’un Gemisidir. Unutmayın; dağ biterse, hayat biter.
Çetin YILMAZ Batı Karadeniz Çevre Gönüllüleri üyesi, '' 36 Altın Madeni Sahası ve Siyanür, ‘Nuh’un Gemisi’ni Batırmak İstiyor. ''
Haber giriş tarihi : 06-03-2026 | 14 : 28 00
Haber güncelleme tarihi : 06-03-2026 | 14 : 28 00
KÜRE DAĞLARI MODERN ZAMANLAR İÇİN ''NUH'UN GEMİSİDİR''
Küre Dağları: Anadolu’da Nuh’un Gemisi
36 Altın Madeni Sahası ve Siyanür, ‘Nuh’un Gemisi’ni Batırmak İstiyor.
Küre Dağları; kuzeyde Karadeniz kıyıları, güneyde ise Gökırmak ve Devrez Vadisi ile çevrilidir. Batıda Bartın Çayı’ndan başlayıp doğuda Sinop yakınlarına kadar devam eder. Dünyanın yaratılışından beri yeşilin her tonuyla bir yorgan gibi Küre Dağları’nı örten, Avrupa’nın 100 önemli ormanlık alanından birinden söz ediyoruz.
Küre Dağları; sadece taşın, ağacın ve suyun buluştuğu bir yer değildir. Burası; zamanın durduğu, medeniyetlerin nefes alıp verdiği ve doğanın kendi kitabını yazdığı kutsal bir sığınak gibi kendi sırlarını saklıyor. Sarp yamaçları ve engebeli jeolojik yapısı, içindeki tüm canlıları koruyan bir kale gibi şekillenmiş.
Her şey, bu sarp silsilenin Antik Çağ’da Olgassys adıyla anılmasıyla başlamış. Henüz haritalar bugünkü çizgilerine kavuşmamışken Homeros, İlyada Destanı’nda bu dağların çocuklarından bahsetmişti: “Yaban eşeklerinin türediği Enetlerin yurdundan gelen yürekli Paflagonlar...” Üç bin yıl önce Truva surlarında savaşan o yürekli insanlar, güçlerini bu sarp kayalıklardan ve arazide boy veren gür ormanlardan almışlardı.
Bugün kanyonların derinliklerinde ve balta girmemiş ormanların altında, henüz gün ışığına çıkmamış antik şehirler ve Paflagonya krallarının gizli mezarları, keşfedilmeyi bekleyen sessiz birer bekçi gibi uyuyor.
Keşfedilmemiş canlı türleri, tarihi eserler, yaban hayatı ve geleceğe iz bırakan yüzlerce kültürel miras; Olgassys’ten Küre Dağları adını alıncaya kadar süregelen bir evrim hikâyesidir. Küre Dağları, diyalektik bir sürecin en canlı örneklerini sunan, kendini yeniden üreten ve koruyan bir coğrafyadır.
Küre Dağları’nın en yaygın bilinen diğer adı İsfendiyar Dağları’dır. Bu isim, bölgede uzun süre hüküm sürmüş olan Candaroğulları (İsfendiyaroğulları) Beyliği’nden gelir. Tarihî metinlerde ve eski haritalarda Küre Dağları genellikle bu isimle anılır. Zaman geçip beylikler ve imparatorluklar bu dağlara hâkim olduğunda, bölge yeni bir isimle anılmaya başlandı.
Arapça “maden eritilen fırın” anlamına gelen “Küre”, bu dağların kaderini mühürledi.
Candaroğulları’ndan Osmanlı’ya, dünya donanmalarının ve sarayların bakırı, bu dağların sinesinde yanan “kürelerde” (fırınlarda) dövüldü. Bakırın ateşi, dağların eski adı Olgassys’i bir kenara itip ona emeğin ve zanaatın adı olan “Küre” ismini verdi.
Nuh’un Gemisi: Yaşayan Bir Doğa Müzesi Buzul çağları dünyayı dondururken Küre Dağları bitkiler için bir kurtuluş limanı oldu. Mitolojideki Nuh’un Gemisi neyse, ekolojik anlamda bu dağlar da odur. Dünyanın başka hiçbir yerinde benzeri olmayan 157 endemik bitki, bu geminin en nazlı yolcularıdır. Paflagonya Belumotu sadece burada açar, Ayı Gülü burada kan ağlar.
Toplamda 930 bitki taksonu; vaşaklar, bozayılar ve kaya kartallarıyla birlikte modern zaman tufanlarına karşı bu devasa gemide hayatta kalmaya çalışıyor. Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde bugüne kadar yapılan çalışmalarda yaklaşık 130 ile 160 arasında kuş türü tespit edilmiştir. Türkiye’deki toplam kuş türü sayısının yaklaşık 490 civarında olduğu düşünülürse, Küre Dağları tek başına ülkedeki kuş çeşitliliğinin neredeyse üçte birini bünyesinde barındırıyor.
Küre Dağları ekosistemi, 3 ana akarsu ve yıl boyu akan yaklaşık 50 büyük dereye ev sahipliği yapmaktadır.
Bölgenin karstik (kireçtaşı) yapısı nedeniyle mevsimlik ve yer altı dereleriyle birlikte bu sayı 600’ü aşmaktadır. Devrekani (Valla) ve Zarını (Horma) çayları en kritik kollardır. Yağış ve yer altı düdenleri nedeniyle kesin bir sayı vermek zordur; nehirler sık sık yer değiştirebilir veya yer altına girebilir.
Bu dağlar sadece sert kayalardan değil, ruhu olan hikâyelerden örülmüştür:
Gideros’un Gizemi: Cide’nin kıvrımlarında saklı bu koy, Karadeniz’in emekçi kadınlarının hür seslerini ve yüzyıllarca dış dünyadan kaçan âşıkların sessizliğini saklar. Sarı Yazmalı Direniş: Küre’nin kadınları, başlarına bağladıkları o sarı yazmalara sadece çiçek motifleri değil, topraklarına sahip çıkmanın inadını işlemişlerdir.
İstiklal Yolu: 1921 kışında, dondurucu soğukta cephane ıslanmasın diye battaniyesini mermilere örten Şerife Bacı, bu dağların en kutsal aşk öyküsüdür.
Kanyonların Çığlığı: Valla, Horma ve Çatak kanyonları, yerin kalbine açılan pencerelerdir. Bartın Çayı ve Devrekani, bu dağların damarlarında gezen hayat şerbetini köylere taşır. Yer altı su yolları öyle hassastır ki bir noktaya düşen bir damla zehir, tüm silsileyi kirletecek gizli bir bağa sahiptir.
Küre ormanları zümrüt rengiyle kendisini bir kale gibi koruyor; ancak vahşi madencilik ve milli parklara verilen imar izinleri nedeniyle bu kalenin göğsüne hançerler dayanmış durumda. Siyanürlü altın madenleri ve açık işletme ocakları, dağların ciğerlerini söküp almak için pusuda bekliyor. “Milli Park” statüsü; beton yığınları ve turizm kılıflı yapılaşmalarla esnetilirken aslında delinen, bu yaşam gemisinin gövdesidir. Siyanür sızdığında sadece sular zehirlenmeyecek; Hititlerden günümüze kadar gelen 10 bin yıllık genetik hafıza ve kanyonların dibindeki kutsal yaşam ölecektir. Yapılaşma arttığında sessizliğin yerini betonun soğukluğu alacak, tarihi sit alanları hafızasız birer dekor haline gelecektir.
Küre Dağları ve çevresindeki koruma alanları, yerleşim yerlerinde bilinen 4.000 civarında arkeolojik sit alanı ve tarihi doku; bin yıllık bir geçmişin bugüne uzanan mirasıdır. Bizlere mesaj olarak bırakılan bu anılar, yaşam biçimleri, yaban hayatı ve tarihi ormanlar; tıpkı Nuh’un Gemisi’ndeki gibi evrenin devamı için kurtarılması gereken değerlerle bezelidir. Küre, bir yönüyle modern dünyanın Nuh’un Gemisi’dir.
Küre Köyleri ve Yaşam Küre Dağları’nda yaşam, doğayla uyumlu ve dayanıklı bir yapı üzerine kuruludur.
Bu yaşam biçiminin öne çıkan özellikleri şunlardır: Ormanla bütünleşen, “çantı” tekniğiyle yapılan çivisiz ahşap evler ve özel mühendislik ürünü ambarlar bölgenin simgesidir. Dik arazi nedeniyle tarım sınırlıdır; geçim kaynağı daha çok ormancılık (kestane, mantar), küçükbaş hayvancılık ve meyve kurutmacılığına dayanır. Mutfak kültürü tamamen organiktir. Banduma, Kanlıca mantarı ve Ecevit çorbası gibi enerji veren yöresel lezzetler ön plandadır. Zorlu coğrafi şartlar nedeniyle imece kültürü ve misafirperverlik hayatın merkezindedir. Yazın yaylacılık yapılırken çetin kış aylarında ev içinde el sanatları ve ahşap işçiliğiyle uğraşılır. Bölge yaşamının temel direği olan kadınlar; hem tarlada hem evde aktif rol almaları ve meşhur sarı yazmalarıyla kültürel kimliğin en güçlü temsilcileridir.
Küre köylüleri, bu vahşileşen ormanı sadece bir “arsa” gibi gören modern dünya insanlarına çok benzemiyor. Doğayla bir savaş halinde değiller; aksine doğayla uyum içinde, onun birer parçası gibi yaşıyorlar. Küre Dağları’nda son dönemdeki şaibeli orman yangınları dışında, köylüler tarafından ormanlara zarar verecek hiçbir davranış duyulmamış ya da çok ender rastlanmıştır.
Son Söz: Gemiyi Batırmayın! Küre Dağları’nı savunmak; Truva’dan gelen cesareti, Giderosun hürriyetini, Şerife Bacı’nın fedakârlığını ve dünyada sadece burada açan çiçekleri uçan kuşları geleceğe taşımaktır. Eğer bu gemiyi altın hırsıyla ve beton tutkusuyla delersek hepimiz o siyanürlü suda boğulacağız.
Unutmayın; dağ biterse, hayat biter.
Haber: Çetin YILMAZ Batı Karadeniz Çevre Gönüllüleri üyesi
Haber : Çetin Yılmaz

Dünyadan
Çok Okunanlar
» Henüz BUGÜN Haber Görünmüyor

































