Yavuzyılmaz uyardı: “Eşel Mobilde limit kalmadı, zam fırtınası için kanun teklifime destek verin!”
  Kandilli Tepesi'ne Yıkım Kararı, Ereğli Halkı'nın tepkisine yol açtı!
  Genç Astsubay Mert Necati Günay kalbine yenik düştü
  Yavuzyılmaz'dan KYK isyanı
  Sertan Ocakçı'nın ani ölümü sevenlerini yasa boğdu
  Yavuzyılmaz, " Her şey ortaya çıktı "
  Zonguldakspor’un mağduriyeti giderilirse federasyonun samimiyetini göreceğiz.
  CHP İl Başkanı Devrim Dural'ın listesi dikkat çekiyor
  Mücadelemiz kazandı
  Namus sadece kadınlara yüklenmez, namusu olmayan erkekleri de görmeniz gerek.
29 Nisan 2026 Çarşamba
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler
  •  
    •  » GEZİ, TUR VE SEYAHAT
    •  » EĞİTİM
    •  » VİDEO GALERİ
    •  » YAŞAM VE ÇEVRE
    •  » HABER ARA
    •  » BİLİM VE TEKNOLOJİ
    •  » TÜM MAKALELER
    •  » FOTO GALERİ
    •  » SAĞLIK
  • YAZARLARIMIZ
  • GÜNDEM
  • SEKTÖR
  • TÜM HABERLER
  • SİYASET
  • SPOR
  • DÜNYA
  • DUYURU, İLAN, ANMA VE KUTLAMA
İranlı Olmaktan İstifa Etmiş “Ex-İranlılar”
of.ozankaya@isnet.net.tr

İranlı Olmaktan İstifa Etmiş “Ex-İranlılar”
01 Nisan 2026 18:53:39

Yazar : Sefa YÜRÜKEL

  • Whatsapp ta Paylaş

İranlı Olmaktan İstifa Etmiş “Ex-İranlılar”

Sefa Yürükel

Günümüzde Ortadoğu üzerine yürütülen tartışmaların en büyük handikaplarından biri, kavramların bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde yer değiştirmesidir. Bu kavram kargaşasının en başında ise “vatan” ve “rejim” kavramlarının birbirine karıştırılması gelir. Oysa bu iki kavram, tarihsel ve ahlaki açıdan birbirinden tamamen farklıdır. Rejimler geçicidir, vatan ise kalıcıdır. Rejimler gelip geçer, dönüşür, değişir, hatta yıkılır; ancak vatan, bir milletin varoluş zemini olarak her şeyin üzerinde duran ebedi bir aidiyet alanıdır.

Bugün bazı çevrelerin yaptığı en büyük hata, vatan kavramını, güncel bir rejim karşıtlığı üzerinden araçsallaştırarak değersizleştirmeye çalışmaktır. Bu yaklaşım, farkında olarak ya da olmayarak, dış müdahalelere zemin hazırlayan sömürgeci bir zihniyeti besler. Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir ki, dışarıdan gelen hiçbir müdahale, bir ülkeye özgürlük, demokrasi ya da refah getirmemiştir. Aksine, bu tür müdahalelerin sonuçları yıkım, kaos, mezhep ve etnik çatışmaların derinleşmesi, devlet yapılarının çöküşü ve nesiller boyu sürecek istikrarsızlıklar olmuştur.

Bu noktada, özellikle ABD’nin son yarım yüzyıldaki müdahalelerine bakmak yeterlidir. 1970’lerden itibaren Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya, Güneydoğu Asya’dan Kuzey Afrika’ya kadar farklı coğrafyalarda yürütülen askeri ve siyasi operasyonlar, milyonlarca (yaklaşık 38 milyon) insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının yerinden edilmesine ve kadim toplumların parçalanmasına neden olmuştur. Bu müdahalelerin ortak özelliği ise “insan hakları”, “demokrasi” ve “özgürlük” gibi evrensel değerler söylemiyle meşrulaştırılmalarıdır. Ancak sonuçlara bakıldığında ortaya çıkan tablo her zaman aynıdır: zayıflatılmış devletler, dışa bağımlı ve kırılgan yönetimler, suni kimlik çatışmalarıyla bölünmüş toplumlar ve savaş ekonomilerinin beslediği yolsuzluklar.

Irak, Lübnan, Suriye ve Sudan, bu durumun en somut örnekleri arasında yer alır. Dış müdahalelerle şekillendirilmeye çalışılan bu ülkelerde ne istikrar sağlanabilmiş ne de toplumlar huzura kavuşabilmiştir. Irak’ta işgal sonrası kurulan siyasi yapı, mezhepsel bölünmeyi kurumsallaştırırken ülkeyi bölgesel bir nüfuz mücadelesinin alanına çevirmiştir. Lübnan, yıllardır içsel siyasi krizler ile dışarıdan dayatılan dengeler arasında sıkışıp kalmıştır. Özellikle Suriye’de yaşanan uzun süreli iç savaş ve Sudan’daki kronik istikrarsızlık, dış müdahalelerin ve iç dinamiklerin ustalıkla manipüle edilmesinin ne denli yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini açıkça göstermektedir. Bu gerçeklik, rejim değişikliklerinin ancak halkın kendi iç dinamikleri, özgün iradesi ve tarihsel birikimiyle gerçekleşmesi gerektiğini net biçimde ortaya koymaktadır.

İran meselesi de bu bağlamdan bağımsız değildir. Bugün İran üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı, meseleyi yalnızca mevcut siyasi rejim üzerinden okuyarak son derece sığ bir analiz düzeyinde kalmaktadır. Oysa İran, yalnızca 1979 devrimiyle sınırlı bir siyasi oluşum değil; binlerce yıllık köklü bir medeniyetin, kadim Pers , Türk, Beluci, Lor, Mazenderan, Asuri, Gilek, Taliş, kültürünün, zengin bir edebiyat geleneğinin ve stratejik bir coğrafyanın taşıyıcısıdır. Bu nedenle İran’daki gelişmeleri yalnızca siyasi iktidarın icraatları üzerinden değerlendirmek, tarihsel derinliği olan bir topluma karşı indirgemeci ve yüzeysel bir yaklaşım olur.

Yurt dışında yaşayan bazı İranlı grupların, kendi ülkelerine yönelik dış müdahaleleri destekler bir pozisyona gelmesi ise ayrı bir tartışma konusudur. Bu noktada ortaya çıkan durum, sadece politik bir tercih değil, aynı zamanda derin bir aidiyet krizidir. Çünkü bir ülkenin geleceğini, kendi topraklarına yabancı askeri ve siyasi güçlerin müdahalesine bırakmak, doğrudan doğruya o ülkenin egemenliğinden, bağımsızlığından ve öz karar hakkından vazgeçmek anlamına gelir.

Bu yüzden “İranlı olmaktan istifa etmiş” ifadesi, yalnızca retorik bir söylem değil; bir duruşun, hatta bir kopuşun tanımıdır. Kendi vatanına yönelik dış müdahaleleri destekleyen bir birey, aslında o vatanla olan tarihsel, kültürel ve duygusal bağını koparmış demektir. Bu durum yalnızca İran için değil, dünyanın herhangi bir ülkesi için de geçerlidir. Vatanını bir dış gücün müdahalesine açık hale getiren zihniyet, kısa vadeli siyasi kazanımlar uğruna uzun vadeli milli varlığı feda eden bir anlayışın ürünüdür.

Vatan kavramı, siyasi görüşlerin, ideolojik ayrışmaların ve günlük politik tartışmaların çok üzerinde, kuşatıcı bir değerdir. Bir ülkenin iç sorunları olabilir, yönetimi eleştirilebilir, hatta değiştirilmek istenebilir. Ancak bu değişim talebi, dış güçlerin müdahalesiyle değil, toplumun kendi dinamikleri, kendi mücadeleleri ve kendi tarihsel süreçleriyle gerçekleşmelidir. Aksi takdirde ortaya çıkan sonuç, özgürlük değil, bağımlılıktır; özerklik değil, vesayettir.

Bugün “direniş” olarak adlandırılan kavram da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Direniş, yalnızca bir rejimi savunmakla sınırlı dar bir siyasi refleks değil; bir ülkenin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, kültürel kimliğini ve tarihsel varlığını dışarıdan gelebilecek her türlü tehdide karşı koruma refleksidir. Bu nedenle direnişi destekleyen insanlar, belirli bir siyasi yapıyı değil, daha geniş ve hayati bir değeri, yani “varlık” meselesini savunmaktadır.

Bu noktada tarihsel bir örnek olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün yaklaşımı dikkat çekicidir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında, en zor koşullarda dahi, farklı siyasi görüşlere, farklı ideolojilere, hatta farklı etnik ve mezhepsel aidiyetlere sahip insanları ortak bir hedef etrafında birleştirebilmiştir. Bu hedefin adı ise nettir: vatan. Çünkü o dönemde de asıl mesele bir yönetim biçimi, bir rejim tartışması değil, doğrudan doğruya bir milletin varlık-yokluk mücadelesiydi. İstiklal mücadelesi, rejim tartışmalarından önce gelmiş, vatanın bölünmez bütünlüğü en yüksek ilke olarak benimsenmiştir.

Bugün benzer bir tarih bilincine ve stratejik derinliğe sahip olmayan bireyler ise tartışmayı dar bir çerçeveye sıkıştırmakta ve meseleyi yalnızca “rejim karşıtlığı” üzerinden okumaktadır. Bu yaklaşım, kısa vadeli, hamasi ve yüzeysel bir bakış açısının ürünüdür. Oysa tarihsel derinliği olan, büyük medeniyetlerin mirasçısı toplumlar, bu tür indirgemeci, kendini haklı çıkarma temelli yaklaşımlarla hareket etmez. Onlar için asıl soru, rejimin kimde olduğundan önce, vatanın kimden yana olduğudur.

Sonuç olarak, bir ülkenin geleceği üzerine söz söyleyen herkesin öncelikle şu soruya cevap vermesi gerekir: Öncelik nedir? Rejim mi, yoksa vatan mı?

Bu soruya verilen cevap, kişinin yalnızca siyasi duruşunu değil, aynı zamanda ahlaki, tarihsel ve varoluşsal konumunu da belirler. Çünkü vatan söz konusu olduğunda tarafsızlık yoktur, seyirci kalmak yoktur. Ya bağımsızlıktan, egemenlikten ve kendi kaderini tayin hakkından yana olursunuz; ya da dış müdahalelerin yarattığı kaos düzeninin bir parçası haline gelirsiniz. Bu ikilem, ne coğrafi ne de siyasi bir tercih değil, doğrudan ahlaki bir pusuladır.

Ve bu noktada çizgi nettir:
Vatanını dış müdahalelere karşı savunmayanlar, yalnızca bir rejime değil, kendi aidiyetlerine, kendi tarihlerine ve en nihayetinde kendilerine yabancılaşırlar. Onlar, vatanını terk etmese de vatanı terk edenlerdir.

https://www.turkishnews.com/2026/03/27/iranli-olmaktan-istifa-etmis-ex-iranlilar-2/

 

  Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış

 Diğer Yazıları


  • “Cumhuriyetin Valisi: Rozet Değil Karakter Taşıyan Devlet Adamı Üzerine Satirik Bir İnceleme”
    23-05-2025 | 20 : 51 05
  • Türkiye’de Siyasal Kriz ve Muhalefetin Stratejik Açmazı: CHP’ye Eleştirel Bir Yaklaşım
    23-05-2025 | 20 : 49 32
  • Nihat Genç olmak ya da olmamak: Türkiye’nin eşik noktasında bir kimlik meselesi
    12-06-2025 | 17 : 40 08
  • Ulus BAKER, bir dahi, yüce bir Türk filozof...
    17-05-2024 | 15 : 36 18
  • DÜNYA BEKTAŞİ DEVLETİ'Nİ KURARLARSA YANDI GÜLÜM KETEN HELVA
    23-09-2024 | 10 : 08 16
  • TÜRKİYE’DE HALK, ÇÖZÜM İÇİN KENDİ KENDİNİN DERMANI OLMALI VE DEVRİMCİLEŞMELİDİR
    03-01-2024 | 16 : 43 45
  • 29 EKİM VE 10 KASIM’DA ATATÜRK’Ü ANMAKLA ATATÜRKÇÜ OLUNMUYOR
    26-10-2024 | 16 : 10 49
  • Kuva-yi Milliyeciler'in "İNGİLİZ KEMAL'i '' vefat etti.
    18-07-2024 | 21 : 48 51
  • MUHARREM AYI, MATEM VE MUHARREM ORUCUNUN ANADOLU ALEVİLİĞİNDEKİ YERİ
    26-06-2025 | 20 : 35 13
  • KENDİLERİNE “ATATÜRKÇÜYÜM” DİYEN KORKAKLAR.
    03-01-2024 | 16 : 40 40
  • NE AKP NE CHP: TÜRK MİLLETİ ÜÇÜNCÜ VE MİLLİ BİR YOLA GİRMELİDİR!
    16-01-2024 | 16 : 25 46
  • Tercih Milletindir! İkinci bir yol yoktur! Yol bellidir!
    10-01-2024 | 20 : 39 38
Tüm Yazıları

 Köşe Yazarlarımız


  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Timuçin ÖZAT
    Devam etmekle kalmayacak, kötüleşecek!
  • Zeki BAŞTÜRK
    "BİR GEZEK AKŞAMI" ÜZERİNE DEĞERLENDİRME
  • Aydın Yaylacıklılar
    KURUMSAL OPERASYONEL ÖZELLİKLER
  • Mustafa Uysal
    ANLATAMAZSIN VEFA'YI !
  • A.Baybars Göğez
    ÇOCUKLARDAN ÖZÜR DİLEYİP kendimizi affettirebilirmiyiz dostlar ve üstadlar!
  • Sefa YÜRÜKEL
    23 Nisan, takvim yapraklarında yalnızca bir “resmî tatil” günü değildir.
  • Uğur ÖZTÜRK
    Yapay Zekâ: İnsanın Hizmetkârı mı, Sessiz Efendisi mi?
  • Gürol ÖZTÜRK
    YAZMAK YA DA YAZAMAMAK İŞTE TAM BURASI
  • Fahri Eryılmaz
    ADIN KADIN
  • Erdoğan KUTLU
    SEMT-İ MÜDAFAA
  • Efsun İsmail DEMİREL
    MİLLETVEKİLİMİZ SAFFET BOZKURT’A AÇIK MEKTUP
  • Önder ÖNER
    Sağlığımızın Belası Hava Kirliliği

 Çok Okunan Köşe Yazıları


  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY

» Henüz BUGÜN Yazı Görünmüyor
  • Uğur ÖZTÜRK
    Yapay Zekâ: İnsanın Hizmetkârı mı, Sessiz Efendisi mi?
  • Zeki BAŞTÜRK
    "BİR GEZEK AKŞAMI" ÜZERİNE DEĞERLENDİRME
  • Uğur ÖZTÜRK
    Eskiden bir evde sessizlik huzur demekti, şimdi ise çoğu zaman yalnızlığın habercisi.
  • A.Baybars Göğez
    ÇOCUKLARDAN ÖZÜR DİLEYİP kendimizi affettirebilirmiyiz dostlar ve üstadlar!
  • Sefa YÜRÜKEL
    23 Nisan, takvim yapraklarında yalnızca bir “resmî tatil” günü değildir.
  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Meryem Altunkaya
    Bugünün Türkiye’sinin her yerinde EMEKLİLERİN izi var.
  • Meryem Altunkaya
    Okullar yeniden güvenli, huzurlu ve umut veren yerler haline gelmelidir.
  • Uğur ÖZTÜRK
    Yapay Zekâ: İnsanın Hizmetkârı mı, Sessiz Efendisi mi?
  • Sefa YÜRÜKEL
    İranlı Olmaktan İstifa Etmiş “Ex-İranlılar”
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler

© kdzereyli.com

İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
  •   Bilim ve Teknoloji
  •   Eğitim
  •   Videolu Haber
  •   Arşiv
  •   Video Galeri
  •   Haber Ara
  •   Tüm Makaleler
  •   Foto Galeri
  •   Günün Haberleri
  •   Üyelik
  •   Youtube