
Önemli olan Olimpiyatlara katılım sayısı mı, madalya sayısı mı?
29 Nisan 2026 19:13:19
GUİNNESS DÜNYA REKORTMENİ
Eski, Spor Eğitim Daire Başkanı Ahmet AK ile gerçekleştirilen sohbet:
Önemli olan Olimpiyatlara katılım sayısı mı, madalya sayısı mı?
Türkiye’de spor yönetimi son dönemde olimpiyat hedefleri üzerinden yeniden tartışılıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde Spor Genel Müdür Vekili olarak görev yapan ve aynı zamanda Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı olan sayın Veli Ozan Çakır, 2028 Los Angeles 2028 Yaz Olimpiyatları için yaklaşık 150 sporcu katılımı, bir sonraki olimpiyat için ise 200 sporcu seviyesine ulaşılabileceğini ifade etti.
Bu hedeflerin gerçekleşmesini elbette hepimiz isteriz. Ancak burada şoyle bir soru sormak istiyorum: “Biz olimpiyatlara katılmaya mı gidiyoruz, yoksa yarışmaya mı?”
Hamaset güzel bir şeydir. Hedef koymak da önemlidir. Hatta iddialı hedefler, heyecan yaratır ve motivasyon üretir. Ancak gerçekliği konuşmadığımız sürece, bu hedefler yalnızca iyi niyetli cümleler olarak kalmaya mahkumdur.
Türkiye’nin olimpiyat geçmişine baktığımızda tablo oldukça nettir. 1924-2024 yılları arasında 22 olimpiyata toplam 1.265 sporcu ile katılarak 112 madalya kazanılmıştır. Bu veriler, olimpiyat başına ortalama 57 sporcu ile katıldığımızı ve yaklaşık her 11 sporcudan birinin madalya kazandığı anlamına gelmektedir.
Son 5 olimpiyata baktığımızda ise toplam 493 sporcu ile olimpiyata katılım sağlanmış ve 36 madalya elde edilmiştir.
Bu da, olimpiyat başına ortalama 98 sporcuya karşılık yaklaşık 7,2 madalya kazandığımız anlamına gelmektedir. Yani, katılım sayısı artmış, ancak bu artış madalya verimliliğine aynı ölçüde yansımamıştır.
Bu noktada daha gerçekçi bir değerlendirme yapmak adına son 10 olimpiyatın verilerini ele almak anlamlı olacaktır. Türkiye, bu süreçte toplam 767 sporcu ile olimpiyatlara katılmıştır. Bu da olimpiyat başına ortalama 76 sporcu demektir. Bu ortalamaya %50 artış eklediğimizde, 2028 için ulaşılabilecek makul katılım sayısı yaklaşık 114 sporcu civarında görünmektedir.
Benzer şekilde son 10 olimpiyatta kazanılan toplam 67 madalya, olimpiyat başına ortalama 6,7 madalya anlamına gelmektedir. Bu ortalamayı %100 artırdığımızda bile mevcut şartlarda 2028 için öngörülebilecek madalya sayısı yaklaşık 13-14 bandında kalmaktadır.
Bugün hala yaygın bir yanılgı ile karşı karşıyayız. “Daha fazla sporcu, daha fazla başarı getirir.”
Oysa modern spor dünyasında başarı, nicelikten çok nitelikle ilgilidir. Gerçek olan, doğru sistem ve doğru sporcu bir araya gelmeden sürdürülebilir başarı mümkün değildir.
Bu noktada geçtiğimiz günlerde Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Sayin Hamza Yerlikaya tarafından dile getirilen 18-20 madalya hedefi, mevcut kapasite açısından daha anlamlı bir çerçeve sunmaktadır.
Ancak, burada da asıl sorulması gereken soru, "Bu madalyalar hangi sistemle kazanılacaktır?"
Sahaya bakıldığında tablo çok daha net anlaşılmaktadır. Buz başarıyı federasyonlar dan bekliyoruz. Oysa ki, Kulüplerin büyük bir bölümü idari, teknik ve finansal anlamda ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Altyapı üretimi büyük ölçüde sistematik değil, çoğu zaman tesadüflere dayanmaktadır. Antrenör eğitimi ve gelişimi standart bir yapıya oturmamış, milli takım antrenorlerinin büyük çoğunluğunda liyakat aranmamis, sporcu takibi, performans analizi ve kariyer planlaması ise bütüncül bir sistem içerisinde yürütülememektedir. Daha açık bir ifadeyle, biz hala sistemle degil, çogu zaman iyi niyetle sonuç almaya çalışıyoruz.
Sayın Hamza Yerlikaya’nın Türkiye’de artık bir “spor sistemi” olduğu yönündeki açıklaması da elbette ki önemli ve değerlidir. Ancak spor kamuoyu adına birde şu soruyu sormak gerekir. "Bu sistem nedir, nerede başlar, nasıl işler ve sahaya nasıl yansır?"
Çünkü, gerçek bir spor sistemi kulüpte başlar, antrenörle gelişir, bilimle desteklenir ve organizasyonla sürdürülebilir hale gelir. Bu zincirin herhangi bir halkası eksikse, ortada sistemden ziyade parçalı bir yapıdan söz etmek daha isabetli olur.
150–200 sporcu ile olimpiyatlara katılmakta elbette önemli bir göstergedir. Ancak asıl belirleyici olan, bu sporcuların kaçının final oynayacağı, kaçının kürsüye çıkacağı ve kaçının sürdürülebilir başarı üretebilecegidir.
Çünkü, olimpiyatlar katılım listeleriyle değil, final oynayan sporcu listeleriyle hatırlanır.
Bu çerçevede bazı soruların yanıtı da büyük önem taşımaktadır.
????150-200 sporcu hedefi için hangi somut eylem planı uygulanmaktadır?
????18-20 madalya hedefi doğrultusunda hangi branşlarda, hangi stratejik modelle ilerlenmektedir?
????Kulüpler, antrenörler ve altyapı sistemi bu hedeflerin neresinde konumlanmaktadır?
Hiç kimsenin niyetinden şüphemiz yoktur. Hem sayın Veli Ozan Çakır hem de Sayın Hamza Yerlikaya başta olmak üzere tüm yöneticiler Türkiye’nin uluslararası spor arenasında daha başarılı olmasını istemektedir.
Ancak, sporun doğası sözlerle değil, eylemlerle şekillenir. Bugün Türk sporunun ihtiyacı daha fazla açıklama ya da daha büyük sayılar değildir. Asıl ihtiyaç, daha net bir sistem, daha güçlü bir yapı ve daha ölçülebilir bir stratejidir.
Unutulmamalıdır ki! Ve bazen en büyük ilerleme, ne olmadığımızı dürüstçe kabul etmekle başlar.
UĞUR ÖZTÜRK

























