Yavuzyılmaz uyardı: “Eşel Mobilde limit kalmadı, zam fırtınası için kanun teklifime destek verin!”
  Kandilli Tepesi'ne Yıkım Kararı, Ereğli Halkı'nın tepkisine yol açtı!
  Genç Astsubay Mert Necati Günay kalbine yenik düştü
  Yavuzyılmaz'dan KYK isyanı
  Sertan Ocakçı'nın ani ölümü sevenlerini yasa boğdu
  Yavuzyılmaz, " Her şey ortaya çıktı "
  Zonguldakspor’un mağduriyeti giderilirse federasyonun samimiyetini göreceğiz.
  CHP İl Başkanı Devrim Dural'ın listesi dikkat çekiyor
  Mücadelemiz kazandı
  Namus sadece kadınlara yüklenmez, namusu olmayan erkekleri de görmeniz gerek.
21 Nisan 2026 Salı
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler
  •  
    •  » GEZİ, TUR VE SEYAHAT
    •  » EĞİTİM
    •  » VİDEO GALERİ
    •  » YAŞAM VE ÇEVRE
    •  » HABER ARA
    •  » BİLİM VE TEKNOLOJİ
    •  » TÜM MAKALELER
    •  » FOTO GALERİ
    •  » SAĞLIK
  • YAZARLARIMIZ
  • GÜNDEM
  • SEKTÖR
  • TÜM HABERLER
  • SİYASET
  • SPOR
  • DÜNYA
  • DUYURU, İLAN, ANMA VE KUTLAMA
TESADÜF TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜ VE "KARDEŞLİK" GERÇEĞİ
of.ozankaya@isnet.net.tr

TESADÜF TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜ VE "KARDEŞLİK" GERÇEĞİ
08 Nisan 2026 18:37:08

Yazar : Sefa YÜRÜKEL

  • Whatsapp ta Paylaş

TESADÜF OLAMAZ: TÜRK UÇAĞI AZERBAYCAN’DAN HAVALANDIKTAN SONRA VE İRAN CUMHURBAŞKANI REİSİ'NİN HELİKOPTERİ AZERBAYCAN SINIRINDAN HAVALANDIKTAN SONRA DÜŞÜRÜLDÜ – "İKİ DEVLET TEK MİLLET" DOĞRUDUR ANCAK BUNUN SAHADAKİ GERÇEKLİĞİ İSRAİL'İ AZERBAYCAN'DAN KOVMAKLA MÜMKÜNDÜR, SADECE KARDEŞ OLMAK YETMEZ

SEFA YÜRÜKEL;

Derinlemesine Analiz, Eleştiri ve Kapsamlı Strateji Önerileri

TESADÜF TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜ VE "KARDEŞLİK" GERÇEĞİ

Son dönemde bölgesel güvenliği temelinden sarsan iki büyük olay yaşanmıştır. Bu olayların her ikisi de ortak bir coğrafi paydada buluşmakta ve aynı elin ürünü olduğuna dair güçlü emareler taşımaktadır. Birinci olayda, Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olduğu belirtilen bir C-130 kargo uçağı, Azerbaycan topraklarından havalandıktan kısa bir süre sonra düşürülmüştür. İkinci olayda ise İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'yi taşıyan helikopter, Kız Kalesi Barajı için Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yatırım anlaşması yaptıktan sonra Azerbaycan'a çok yakın bir bölgeden kalkış yaptıktan hemen ardından düşürülmüştür.

Bu iki olayı birbirinden bağımsız ve tesadüfi olarak değerlendirmek artık imkânsızdır. İsrail'in bölgede, özellikle Azerbaycan'da çok etkin olduğu, İran sınırına yakın Zengilan bölgesinde "akıllı köy" denilen yerde Mossad karargâhı olduğu, İsrail’in Azerbaycan’da devlete neredeyse hâkim olduğu bilinmektedir. Tesadüf, istatistiksel olarak mümkün olan ancak sistemli bir iradenin ürünü olmayan hadiseler için kullanılır. Oysa burada, bir NATO müttefikine (Türkiye) ve bölgesel bir süper güce (İran) ait en üst düzey iki aracın, aynı coğrafi havzada, aynı kalkış protokolüne bağlı olarak hedef alınması, açık ve net bir operasyonel planlamanın varlığını ispatlamaktadır. Bu bir tesadüf değil, bir senfonidir; notaları İsrail tarafından yazılmış ve uygulanmıştır. Azerbaycan'la doğrudan ilişkili olan bu iki vaka tesadüfi sayılamaz.

Bu noktada "iki devlet tek millet" söyleminin doğruluğunu bir kez daha vurgulamak gerekir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, tarihsel, kültürel ve dilsel bağlarla örülmüş, sağlam bir temele dayanmaktadır. Bu söylem doğrudur ve doğru olmaya devam edecektir. Ancak şu gerçek artık herkes tarafından görülmelidir: Sadece kardeş olmak yetmez. Kardeşlik, sözde kalan bir duygu değil, sahada karşılık bulması gereken bir eylem ve sorumluluk ilişkisidir. Bugün gelinen noktada, Azerbaycan toprakları İsrail'in nüfuzu altında ezilmekte, kardeş Türkiye'nin uçakları düşürülmekte, İran Cumhurbaşkanı hedef alınmaktadır. Bu tablo karşısında "kardeşiz" demek yetmez. Bu kardeşliğin sahada gerçek olabilmesi için tek bir yol vardır: İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması. İsrail'in askeri danışmanları, istihbarat üsleri ve operasyonel unsurları Azerbaycan topraklarında olduğu sürece, ne "tek millet" ne de "kardeşlik" söylemleri bir anlam ifade edecektir.

OLAYLARIN KRONOLOJİSİ VE COĞRAFİ BAĞLAM

2.1. Türk Uçağı Olayı: Detaylar ve Stratejik Anlamı

Verilere göre, Türkiye'ye ait bir askeri C-130 kargo uçağı, Azerbaycan ana karasında bulunan bir hava üssünden havalanmıştır. Kalkışın ardından çok kısa bir süre içinde, uçak henüz Azerbaycan hava sahasını terk etmeden veya hemen sınır ötesinde, bir hava savunma sistemi tarafından hedef alınmış ve düşürülmüştür. 34 Türk subayı şehit edilmiştir. Uçağın rotası, iniş yapacağı hedef ve düşüş anındaki iletişim kayıtları henüz kamuoyuna yansımamıştır, ancak olayın kendisi bölgede büyük bir şok etkisi yaratmıştır.

Bu olayın stratejik anlamı son derece büyüktür. Türkiye, son yirmi yıldır Azerbaycan'ın en yakın müttefiki olarak bilinmektedir. "Tek millet, iki devlet" söylemi, iki ülke arasındaki ilişkilerin neredeyse kusursuz olduğu izlenimini yaratmıştır. Ancak Türkiye'ye ait bir aracın Azerbaycan topraklarından kalktıktan sonra düşürülmesi, bu izlenimi paramparça etmektedir. Eğer bu olay gerçekten yaşanmışsa, iki olasılık vardır: Ya Azerbaycan hava sahasını ve hava savunma sistemlerini tamamen kontrol edememektedir (ki bu egemen bir devlet için kabul edilemez bir zafiyettir) ya da Azerbaycan yönetimi bu saldırıya doğrudan veya dolaylı olarak göz yummaktadır. İşte bu noktada, sadece kardeş olmanın yetmediği gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Kardeşlik, bir ülkenin topraklarından diğer kardeşinin uçağının düşürülmesine seyirci kalmayı gerektirmez. Tam tersine, kardeşlik bu tür bir ihanete karşı ortak bir duruş sergilemeyi zorunlu kılar.

2.2. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin Helikopteri Olayı: Vahim Boyut

İkinci olay, ilkinden çok daha görünürdür çünkü doğrudan bir devlet başkanını hedef almıştır. Verilere göre, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, İlham Aliyev ile resmî bir baraj ortak yatırım anlaşması gerekçesiyle bir araya gelmiş ve Azerbaycan'a çok yakın bir yerden bir helikopterle havalanmıştır. Helikopter, Azerbaycan'a çok yakın bir yerden ayrıldıktan hemen sonra bir suikast/saldırı sonucu düşürülmüştür. Cumhurbaşkanı Reisi ve Dışişleri Bakanı hayatını kaybetmiştir; bu durum olayın bölgesel dengeler üzerindeki yıkıcı etkisini katlamıştır. Bir devlet başkanının, Azerbaycan'a çok yakın bir yerden (İsrail’in çok egemen olduğu bir yer: Azerbaycan) havalandıktan hemen sonra hedef alınması, uluslararası hukukun en temel prensiplerinin ihlalidir.

Bu olay, "iki devlet tek millet" söyleminin ne kadar sınırlı kaldığını da göstermektedir. Çünkü bu saldırı sadece Türkiye'yi değil, aynı zamanda bölgenin diğer büyük gücü İran'ı da hedef almıştır. Azerbaycan toprakları artık tek bir ülkeye karşı değil, tüm bölgesel aktörlere karşı bir saldırı platformu haline gelmiştir. Bu durumda, "kardeşlik" duygularıyla hareket edip sorunları görmezden gelmek yalnızca sorunları büyütür. İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması, sadece Türkiye'nin değil, İran'ın, Rusya'nın, Pakistan'ın ve Çin'in de ortak çıkarıdır. Bu ortak çıkarın farkına varmak ve harekete geçmek, "kardeş olmaktan" çok daha fazlasını gerektirir.

2.3. Ortak Payda: Azerbaycan Toprakları ve Sistematik Plan

Her iki olayın ortak paydası tartışmasız bir şekilde Azerbaycan ile ilişkilidir. Türk uçağı Azerbaycan ana karasından, Reisi'nin helikopteri ise Azerbaycan'a sınır olan bir yerden kalkmıştır. Bu durum, saldırıların planlanması, izlenmesi ve icrası için gereken lojistik, istihbarat ve hava savunma altyapısının tamamının Azerbaycan sınırları içinde olduğu şüphesini artırmaktadır. Bir başka deyişle, bu saldırılar ne Türkiye ne de İran topraklarından planlanmıştır; doğrudan saldırının mağduru olacak ülkelerin sınırları dışında, Azerbaycan'ın egemenlik alanı içinde kurgulanmıştır.

Bu sistematik planın hayata geçirilebilmesi için, saldırı anında Azerbaycan'ın hava savunma sistemlerinin (radarlar, komuta kontrol merkezleri) ya devre dışı bırakılmış olması ya da saldırgan unsurlarla koordineli çalışması gerekmektedir. İşte bu noktada "İsrail'i Azerbaycan'dan kovmak" ifadesi somut bir anlam kazanmaktadır. Çünkü bu hava savunma sistemlerinin başında İsrailli danışmanlar ve teknisyenler bulunmaktadır. Bu sistemlerin yazılımları, bakımı ve işletilmesi büyük ölçüde İsrail'e bağımlıdır. Dolayısıyla, Azerbaycan'ın egemenliğini yeniden tesis etmek için ilk adım bu İsrail varlığını topraklarından sürmek olmalıdır. Kardeşlik, bunu yapmayı gerektirir.

FAİL KİMDİR? AZERBAYCAN-İSRAİL İLİŞKİSİNİN DERİNLİĞİ VE KARANLIK YÜZÜ

Bu bölümde, Azerbaycan ile İsrail arasındaki stratejik ortaklığın boyutları, kamuoyunun bildiği ve bilmediği yönleriyle ele alınacaktır. Bu ilişki sıradan bir diplomatik veya ekonomik işbirliğinin çok ötesindedir; adeta bir bağımlılık ilişkisidir ve İsrail, Azerbaycan devlet yapısının neredeyse her kılcal damarına nüfuz etmiştir.

3.1. Savunma Sanayi ve Askeri Bağımlılık: Görünür Gerçeklik

Azerbaycan ile İsrail arasındaki askeri işbirliği, açık ara en somut ve görünür boyuttur. İsrail, 1990'lardan bu yana Azerbaycan'ın en büyük silah tedarikçilerinden biri olmuştur ve özellikle 2010'lu yıllardan itibaren bu ilişki niteliksel bir sıçrama yapmıştır. Azerbaycan ordusu, İsrail yapımı Harop (intihar drone'u), Hermes (keşif drone'u), Barak MX (hava savunma sistemi) ve çok sayıda hassas güdümlü mühimmatla donatılmıştır. 2020 Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan'ın kullandığı İsrail teknolojisi drone'ların belirleyici rolü, bu askeri bağımlılığın ne denli derin olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.

Ancak mesele sadece silah satışından ibaret değildir. İsrail, Azerbaycan'a sattığı sistemlerin bakım, onarım, eğitim ve yazılım güncellemesi gibi kritik süreçlerinde de sürekli bir danışmanlık ve operasyonel destek sağlamaktadır. Bu durum, Azerbaycan ordusunun sahadaki hareket kabiliyetini doğrudan İsrailli teknisyen ve uzmanların varlığına bağımlı hale getirmektedir. Bir başka deyişle, Azerbaycan'ın kendi hava savunma sistemlerinin (Türk uçağı ve Reisi helikopterinin düşürüldüğü iddia edilen sistemlerin) kim tarafından yönetildiği sorusu oldukça anlamlıdır. Bu sistemlerin başında İsrailli personel veya İsrail eğitimi almış Azerbaycanlı personel bulunuyorsa, saldırıların İsrail'in kontrolünde gerçekleştiğini varsaymak hiç de zor değildir. İşte bu nedenle, "iki devlet tek millet" söyleminin sahada gerçek olabilmesi için İsrail'in bu sistemlerden uzaklaştırılması şarttır. Aksi halde, kardeş Türkiye'nin uçaklarını düşüren sistemler yine aynı İsrail teknolojisi olacaktır.

3.2. İstihbarat Paylaşımı ve Mossad'ın Azerbaycan'daki Varlığı

Savunma sanayinden daha gizli ve daha kritik olan boyut, istihbarat ilişkisidir. Uluslararası basında yıllardır yer alan haberler ve istihbarat çevrelerinde dolaşan bilgilere göre, İsrail'in Mossad teşkilatı Azerbaycan topraklarında oldukça aktif ve geniş bir yapılanmaya sahiptir. Bu yapılanmanın temel amacı, başta İran olmak üzere bölgedeki İsrail karşıtı güçleri izlemek ve gerektiğinde eylem planlamaktır. Azerbaycan'ın İran ile olan uzun kara sınırı (yaklaşık 700 km), Mossad için eşsiz bir istihbarat toplama avantajı sağlamaktadır. Bu sınır boyunca konuşlanmış dinleme istasyonları, insansız hava araçları ve ajan ağları, İran'ın askeri hareketliliğini anlık olarak Tel Aviv'e iletmektedir.

Verilere göre, Azerbaycan'ın kendi istihbarat teşkilatları (DTX – Devlet Təhlükəsizliyi Xidməti) ile Mossad arasında gayriresmî ama son derece işlevsel bir bilgi paylaşım ağı bulunmaktadır. Bu ağ üzerinden İran'ın askeri tesisleri, nükleer programı, sivil havacılık hareketleri ve hatta üst düzey yetkililerinin seyahat planları gibi çok hassas bilgiler Tel Aviv'e akmaktadır. Cumhurbaşkanı Reisi'nin yaptığı helikopter yolculuğunun ayrıntılarının (kalkış saati, rota, helikopter modeli, güvenlik önlemleri) Mossad tarafından önceden öğrenilmiş olması, bu istihbarat paylaşımının doğal bir sonucu olacaktır. Bu durum, Azerbaycan'ın sadece kendi egemenliğini değil, aynı zamanda komşularının güvenliğini de İsrail'e peşkeş çektiğinin açık bir göstergesidir.

Bu noktada Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in rolü kritiktir. Aliyev, babası Haydar Aliyev'in dengeli dış politikasını (Rusya, Türkiye, İran ve Batı arasında denge kurma) terk ederek ülkesini neredeyse tek taraflı olarak İsrail'e bağımlı hale getirmiştir. Aliyev'in bu tercihinin arkasında, İsrail'in sağladığı askeri ve ekonomik desteğin yanı sıra kişisel çıkar ilişkilerinin de olduğu iddia edilmektedir. Bazı raporlara göre, Aliyev ailesinin İsrail merkezli şirketlerle olan iş bağlantıları ve İsrail'in uluslararası platformlarda Azerbaycan'a verdiği siyasi destek (Dağlık Karabağ konusunda), Bakü'nün Tel Aviv karşısındaki manevra alanını neredeyse sıfırlamıştır. Aliyev, artık İsrail'in bölgedeki en sadık müttefikidir ve bu sadakatin bedelini Azerbaycan'ın egemenliği ödemiştir.

"İki devlet tek millet" söyleminin bu noktada ne kadar acı bir hal aldığı görülmelidir. Türkiye, Azerbaycan'ı kardeşi olarak görüp her türlü desteği verirken, Azerbaycan'ın istihbarat teşkilatları Türkiye'nin bölgedeki rakibi olan İsrail'e bilgi akışı sağlamaktadır. Bu kardeşliğin değil, ihanetin ta kendisidir. Sadece kardeş olmak yetmez; kardeşlik ihanete uğradığında bunu düzeltmeyi de gerektirir. İşte bu düzeltme ancak İsrail'in Azerbaycan'dan kovulmasıyla mümkündür. Mossad'ın Bakü'deki, Gence'deki, Nahçıvan'daki yapılanmaları deşifre edilmeli ve sınır dışı edilmelidir. Aksi halde, "kardeşlik" söylemi İsrail'in operasyonlarını meşrulaştıran bir örtüden ibaret kalacaktır.

3.3. İsrail'in Azerbaycan'daki "Derin Devlet" Yapısı ve Operasyonel Kapasitesi

Savunma sanayi ve istihbarat işbirliğinin ötesinde, İsrail'in Azerbaycan'da doğrudan operasyonel kapasiteye sahip bir "derin devlet" yapısı oluşturduğu iddia edilmektedir. Bu yapı, resmî olarak "danışmanlık firmaları", "güvenlik şirketleri" veya "tarım teknolojisi şirketleri" gibi sivil maskeler altında faaliyet göstermektedir. Ancak gerçekte bu yapılar, İsrail ordusunun özel birimlerinden (Sayeret Matkal, Shaldag, Mossad'ın operasyonel birimleri) gelen personeli istihdam etmekte ve Azerbaycan'ın kritik altyapı tesislerinde (havaalanları, radar istasyonları, limanlar, sınır kapıları) fiilen görev yapmaktadır. Bu personel, Azerbaycan üniforması giyebilmekte veya tamamen sivil kıyafetlerle dolaşabilmektedir. Resmî olarak "danışman" statüsünde olsalar da, sahada operasyonel karar alma mekanizmalarında söz sahibidirler.

Özellikle Nahçıvan bölgesi, bu "derin devlet" yapısının en yoğun olduğu alanlardan biridir. Nahçıvan'ın hem İran hem de Türkiye ile sınır komşusu olması, onu İsrail için stratejik bir gözetleme noktası ve operasyonel üs haline getirmektedir. İddiaya göre, Nahçıvan'daki bazı askeri tesislerde İsrailli personel, Azerbaycan üniformasıyla veya sivil kıyafetlerle görev yapmakta ve bölgedeki tüm hava trafiğini izlemektedir. Cumhurbaşkanı Reisi'nin helikopterinin Azerbaycan’a çok yakın bir mesafeden kalkışının hemen ardından düşürülmesi, bu bölgedeki İsrail varlığının ne kadar operasyonel olduğunun en çarpıcı kanıtıdır. Bu helikopterin rotasını, irtifasını ve kalkış anını bilmek, ancak ve ancak Nahçıvan'daki ve Zengilan'daki hava sahasını kontrol eden unsurların (ki bunlar büyük ölçüde İsrail'le koordineli çalışmaktadır) işbirliğiyle mümkündür.

Bu "derin devlet" yapısının varlığı, "iki devlet tek millet" söylemini tamamen anlamsız kılmaktadır. Çünkü Azerbaycan topraklarında asıl söz sahibi olan, Bakü'deki Aliyev yönetimi değil, Tel Aviv'den yönetilen bu gizli yapılanmadır. Azerbaycan artık bağımsız bir devlet olmaktan çıkmış, İsrail'in bir taşeron devleti haline gelmiştir. Bu durumda, Türkiye'nin Azerbaycan'la olan kardeşliği aslında Türkiye'nin İsrail'in bir taşeronuyla kardeş olması anlamına gelmektedir ki bu kabul edilemez bir durumdur. Sadece kardeş olmak yetmez; kardeşlik, kardeşi işgal eden düşmana karşı birlikte hareket etmeyi gerektirir. O düşman da bugün İsrail'dir. İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması, bu "derin devlet" yapısının sökülüp atılması anlamına gelir. Bu yapı sökülmeden, ne Azerbaycan'ın egemenliğinden ne de bölgesel istikrardan söz edilebilir. Türkiye, İran, Rusya, Pakistan ve Çin'in ortak hareket ederek bu yapıyı deşifre etmesi ve tasfiye etmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Dolayısıyla, Azerbaycan devleti artık klasik anlamda egemen bir aktör değildir. İlham Aliyev'in liderliğindeki yönetim, ülkesinin stratejik karar mekanizmalarını İsrail'le paylaşmanın ötesinde, fiilen İsrail'in bölgesel hedeflerinin bir aracı haline gelmiştir. Bu tablo sadece Azerbaycan için değil, tüm bölge için varoluşsal bir tehdittir. İşte bu nedenle, "iki devlet tek millet" idealinin sahada gerçek olabilmesi için önce Azerbaycan'ın İsrail işgalinden kurtarılması şarttır. Bu kurtuluşun adı, İsrail'i Azerbaycan'dan kovmaktır.

AZERBAYCAN'IN ROLÜ: PASİF KURBAN MI, AKTİF SUÇ ORTAĞI MI?

Türk uçağının ve İran Cumhurbaşkanı'nın helikopterinin düşürülmesi olaylarında Azerbaycan devletinin oynadığı rol, pasif bir kontrol kaybından mı yoksa aktif bir suç ortaklığından mı ibarettir? Bu soruya verilecek cevap, bölge ülkelerinin Bakü'ye yönelik izleyeceği politikaları belirleyecektir.

4.1. Pasif Senaryo: Egemenliğin Tamamen Kaybı, Zafiyet veya İşgal?

Bazı yorumcular, Azerbaycan'ın içinde bulunduğu durumu "kontrollü kayıp" olarak nitelendirebilir. Bu senaryoya göre, Cumhurbaşkanı Aliyev ve ekibi ülkelerindeki İsrail varlığının boyutunu tam olarak kontrol edememekte, hatta bu varlık onların iradesi dışında operasyonlar yürütebilmektedir. Başka bir deyişle, Azerbaycan devleti kendi topraklarında bir işgal ile karşı karşıyadır; ancak bu işgal klasik bir askeri işgal değil, bir "nüfuz işgali"dir. İsrail'in danışmanları, teknisyenleri ve istihbaratçıları Azerbaycan'ın resmî kurumlarını adeta esir almış durumdadır. Bu senaryoya göre Aliyev, bir bakıma kendi ülkesinde rehindir.

Bu pasif senaryo dahi, Azerbaycan'ın egemen bir devlet olarak sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Uluslararası hukuka göre, bir devlet kendi topraklarından başka bir devlete yönelik saldırı eylemlerinin gerçekleştirilmesine izin veriyorsa (ya da bu eylemleri engelleyecek kapasitede değilse), bu devlet ihmalden sorumludur. Azerbaycan, topraklarının sahibi olarak Türkiye'ye ait bir uçağın ve İran Cumhurbaşkanı'nın helikopterinin düşürüldüğü süreçte, bu saldırıları engellemekle yükümlüdür. Engellemediyse, bu kusur tazminat ve siyasi yaptırım gerektirir. Ancak burada daha derin bir sorun vardır: Pasif senaryo, Aliyev yönetiminin iradesizliğini gösterir. Bir devlet lideri, kendi topraklarında başka bir devletin (İsrail) bu denli serbestçe hareket etmesine izin veriyorsa, o liderin artık o devletin lideri sayılıp sayılamayacağı tartışmalıdır.

"İki devlet tek millet" söylemi açısından bu pasif senaryo kabul edilemez. Türkiye, bir kardeş devletin topraklarının başka bir güç tarafından işgal edilmesine seyirci kalamaz. "Kardeşlik", zor zamanlarda kardeşin yanında olmayı gerektirir. Eğer Azerbaycan gerçekten bir "nüfuz işgali" altındaysa, Türkiye'nin ve diğer bölge ülkelerinin bu işgali sonlandırmak için Azerbaycan'a yardım etmesi gerekir. Sadece kardeş olduğunu söylemek yetmez; kardeşini işgalden kurtarmak için harekete geçmek gerekir. İşte bu hareket, İsrail'in Azerbaycan'dan kovulmasından başka bir şey değildir.

4.2. Aktif Senaryo: Suç Ortaklığı, Çeşitli Yaramazlıkları Bilinen Aliyev'in İsrail'e Peşkeş Çektiği Egemenlik

Ancak olayların mahiyeti, özellikle Cumhurbaşkanı Reisi'nin helikopteri gibi yüksek profilli bir hedefin düşürülmesi, pasif bir kontrol kaybının ötesine geçmektedir. Böyle bir operasyon sadece "göz yumma" ile açıklanamaz. Bir devlet başkanının helikopterini vurmak için gerekenler şunlardır: (1) Helikopterin kalkış yapacağı anın saniyesine kadar bilinmesi, (2) rotasının ve irtifasının anlık olarak takip edilmesi, (3) o rotada bir hava savunma sisteminin (dost-düşman tanıma sistemi devrede olan) o helikopteri hedef olarak tanımlayacak şekilde konfigüre edilmesi, (4) ateşleme kararının anında verilmesi. Bu adımların hiçbiri, Azerbaycan devletinin aktif katılımı veya en azından bilgisi olmadan gerçekleştirilemez.

Dolayısıyla varmamız gereken acı gerçek şudur: Azerbaycan devleti, İsrail'in elinde hareket ederek Türkiye ve İran'a karşı düşmanca eylemlerin bir parçası haline gelmiştir. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bu eylemleri ya bizzat onaylamış ya da onaylamamayı tercih etmeyerek zımni rıza göstermiştir. Aliyev ve ailesinin Mossad'ın elinde videoları var mıdır? Şantaj altında mıdır? Aliyev'in bu tercihinin arkasında, İsrail'e olan bağımlılığı kadar kendi siyasi varlığını koruma içgüdüsü de yatmaktadır. Aliyev, İsrail'in desteğini kaybettiğinde Azerbaycan'daki iç muhalefetin ve bölgesel güçlerin kendisini devireceğinden korkmaktadır. Bu korku, onu İsrail'in emir kulu yapmıştır. Aliyev artık Azerbaycan'ın değil, İsrail'in çıkarlarını temsil etmektedir.

Bu aktif suç ortaklığı, "iki devlet tek millet" söylemini tamamen ihanet noktasına taşımaktadır. Çünkü burada artık pasif bir kurban yoktur; aktif bir işbirlikçi vardır. Aliyev yönetimi sadece İsrail'in operasyonlarına göz yummamakta, aynı zamanda bu operasyonların lojistiğini, istihbaratını ve meşruiyetini sağlamaktadır. Türkiye'nin kardeşi olarak gördüğü bu yönetim aslında Türkiye'nin düşmanlarıyla işbirliği yapmaktadır. Sadece kardeş olmak yetmez; kardeşlik, kardeşini ihanetten kurtarmayı da gerektirir. İşte bu kurtuluş ancak Aliyev yönetiminin değişmesi ve İsrail'in Azerbaycan'dan kovulmasıyla mümkündür. Aktif suç ortaklığı yapan bir yönetimle "kardeş" olunmaz; o yönetim düşmanın bir uzantısıdır.

4.3. Sonuç: Azerbaycan'ın Meşruiyet Krizi ve Aliyev'in Bitişi

Türk uçağının ve Cumhurbaşkanı Reisi'nin helikopterinin düşürülmesi, Azerbaycan devletinin meşruiyetini derinden sarsmıştır. Kendi topraklarından dost ve komşu ülkelerin en üst düzey araçlarının düşürülmesine alet olan bir yönetim, artık Azerbaycan halkının gözünde de meşruiyetini yitirmiştir. Aliyev yönetimi, halkına "bağımsız Azerbaycan" vaat ederken gerçekte ülkesini İsrail'in bir ileri karakoluna çevirmiştir. Bu ihanetin faturası kaçınılmaz olarak Aliyev'in kendisine kesilecektir. Azerbaycan halkı, giderek artan bir şekilde kendi topraklarında neden İsrail bayraklarının dalgalandığını, neden kendi hava sahalarından kalkan uçakların düşürüldüğünü sorgulamaya başlayacaktır.

Bölge ülkeleri için de durum açıktır: Aliyev ile yol yürümek artık mümkün değildir. Çünkü Aliyev'in izlediği yol doğrudan bölgesel çatışmaya çıkmaktadır. "İki devlet tek millet" idealini gerçek kılmak isteyen herkes, önce Aliyev yönetiminin değişmesi gerektiğini anlamalıdır. Bu değişim ancak İsrail'in Azerbaycan'dan kovulmasıyla mümkündür. Sadece kardeş olduğumuzu söylemek yetmez; kardeşimizi esaretten kurtarmak için harekete geçmeliyiz. Bu hareket, diplomatik uyarıların ötesinde ekonomik baskıyı, siyasi izolasyonu ve nihayetinde millî muhalefetin iktidara gelmesini desteklemeyi içermektedir. Aliyev yönetimini değiştirmeye yönelik stratejiler artık birer seçenek değil, zorunluluktur.

BÖLGESEL AKTÖRLERE UYARILAR

Artık diplomatik nezaket kuralları bir kenara bırakılmalıdır. Türkiye, İran, Rusya, Pakistan ve Çin aşağıdaki gerçeklerle yüzleşmelidir. Bu ülkelerin her biri, Azerbaycan-İsrail ekseninin tehdidinden doğrudan etkilenmektedir. "İki devlet tek millet" idealinin sahada gerçek olabilmesi için, bu ülkelerin ortak hareket ederek İsrail'i Azerbaycan'dan kovması şarttır. Sadece kardeş olmak yetmez; kardeşlik, düşmana karşı birlikte savaşmayı gerektirir. Aşağıda her bir ülkeye yönelik özel uyarılar ve öneriler sıralanmıştır.

5.1. Türkiye: "Tek Millet" Söylemi Artık Eylemle Desteklenmelidir

Türkiye, son yirmi yıldır Azerbaycan'a verdiği koşulsuz destekle bilinir. Dağlık Karabağ savaşında Türkiye'nin Bakü'ye sağladığı siyasi, askeri ve diplomatik destek eşsizdir. Ancak bu destek karşılıksız kalmıştır. Azerbaycan topraklarından kalkan bir Türk uçağının düşürülmesi, Ankara ile Bakü arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. "Tek millet, iki devlet" söylemi, bir devletin diğerinin topraklarından vurulmasına zemin hazırlayan bir ilişkiyi meşrulaştıramaz. Bu söylem eğer sahada karşılık bulacaksa, Türkiye'nin Azerbaycan'ı İsrail'in pençesinden kurtarmak için harekete geçmesi anlamına gelir.

Türkiye derhal aşağıdaki adımları atmalıdır: (a) Azerbaycan'daki tüm askeri danışmanlarını ve eğitmenlerini geri çekmeli, ortak tatbikatları askıya almalıdır. Bu bir "kardeşliği reddetme" değil, aksine kardeşliği kurtarmak için bir uyarıdır. (b) Azerbaycan üzerinden yürütülen istihbarat paylaşımını durdurmalı ve Bakü'yü İsrail'e sağladığı istihbaratın Türkiye aleyhine kullanılmaması konusunda resmen uyarmalıdır. (c) TANAP doğalgaz hattı gibi stratejik enerji projelerini gözden geçireceğini ve Aliyev yönetiminin İsrail'le ilişkilerini sonlandırmaması halinde bu projelerde değişikliğe gidebileceğini ima eden bir ültimatom vermelidir. (d) Türkiye ayrıca İran ile koordineli hareket ederek Azerbaycan'a yönelik ortak bir baskı cephesi oluşturmalıdır. Bu cephenin nihai hedefi, İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması olmalıdır.

Unutulmamalıdır ki bir sonraki hedef bir Türk savaş uçağı veya hatta bir Türk heyeti olabilir. Sadece kardeş olduğumuzu söylemek yetmez; kardeşimizi bu tehditten kurtarmak için İsrail'i Azerbaycan'dan kovmalıyız. Türkiye bu konuda liderlik rolünü üstlenmeli ve diğer bölge ülkelerini de harekete geçirmelidir. Aksi halde, "tek millet" söylemi İsrail'in operasyonlarını meşrulaştıran bir örtüden ibaret kalacaktır.

5.2. İran: Sessizlik Caydırıcılığı Sıfırlar, Misilleme Zamanıdır

İran için durum, Türkiye'den bile daha vahimdir. Çünkü doğrudan bir devlet başkanı hedef alınmıştır. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin helikopterinin Azerbaycan sınırına yakın bir yerden kalktıktan sonra düşürülmesi, İran'a yönelik bir savaş eylemidir. İran bu saldırıya verdiği cevapla caydırıcılığını belirleyecektir. Sessiz kalmak veya yalnızca diplomatik protestolarla yetinmek, Tahran'ın bölgesel liderlik iddiasını geçersiz kılacaktır. İran artık "kardeşlik" gibi duygusal söylemlerin ötesine geçmek ve somut adımlar atmak zorundadır.

İran aşağıdaki adımları kararlılıkla atmalıdır: (a) Nahçıvan ve Zengilan'a yakın sınırda askeri yığınağa gitmeli ve bu bölgeyi İsrail varlığına karşı kapalı askeri bölge ilan etmelidir. (b) Azerbaycan'a resmen bir ültimatom vermelidir: İsrail'e ait tüm danışmanların ve istihbarat personelinin 30 gün içinde sınır dışı edilmesi; aksi halde İran, Azerbaycan topraklarındaki İsrail hedeflerini (eğitim kampları, istihbarat üsleri, radar istasyonları) meşru hedef olarak tanımlayacağını ilan etmelidir. (c) Misilleme doktrinini güncellemeli: "Azerbaycan topraklarından İran'a yönelik her saldırı, doğrudan Azerbaycan devletine mal edilecek ve misilleme Azerbaycan'ın stratejik tesislerine yapılacaktır." (d) Ayrıca İran, Türkiye ve Rusya ile ortak bir askeri tatbikat düzenleyerek Azerbaycan-İsrail eksenine caydırıcı bir mesaj göndermelidir.

İran'ın bu adımları atmayı geciktirmesi, İsrail'in cesaretini artıracak ve bölgede yeni saldırılara zemin hazırlayacaktır. "İki devlet tek millet" idealinin bölgede barışı tesis edebilmesi için İran'ın da bu idealin bir parçası olması ve ortak düşman İsrail'e karşı Türkiye ile işbirliği yapması şarttır. Sadece kendi güvenliğini düşünmek yetmez; bölgesel istikrar için İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması ortak hedef olmalıdır.

5.3. Rusya: Kafkaslar'daki Liderlik İddiasını Kanıtlamalıdır

Rusya, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana Kafkasya bölgesinde birincil güvenlik garantörü olduğunu iddia etmektedir. Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan üzerinde kurduğu askeri ve siyasi nüfuzla bölgeyi kendi çıkar alanı olarak görmektedir. Ancak son yıllarda, özellikle Ukrayna savaşının dikkatini dağıtması nedeniyle Rusya'nın Kafkaslar'daki varlığı zayıflamıştır. Azerbaycan'ın İsrail'in bir üssüne dönüşmesine seyirci kalan Moskova, bu zafiyetin bedelini ağır ödeyecektir. Rusya artık sadece "endişeli" olduğunu söylemekle yetinemez.

Rusya aşağıdaki adımları atarak hem liderlik iddiasını kanıtlamalı hem de kendi güney sınırlarını güvence altına almalıdır: (a) Ermenistan üzerindeki baskıyı artırarak Azerbaycan'a karşı bir koz olarak kullanmalı; Bakü'yü İsrail ile işbirliğini sonlandırmaya zorlamalıdır. (b) Nahçıvan'da konuşlu Rus barış gücü birliklerinin statüsünü gözden geçirmeli ve bu birliklerin İsrail faaliyetlerini izleme yetkisine sahip olduğunu deklare etmelidir. (c) İran ve Türkiye ile ortak bir "Kafkasya Güvenlik Paktı" için zemin hazırlamalı ve bu paktın ilk maddesinin "bölgede üçüncü ülkelere ait askeri üslerin yasaklanması" olmasını sağlamalıdır (bu doğrudan İsrail'i hedef almaktadır). (d) Ayrıca Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) platformlarında Azerbaycan'ı İsrail'in bölgesel planlarının bir aracı olmakla resmen suçlamalıdır.

Rusya'nın bu adımları atmayarak sadece "endişelendiğini" açıklaması, onu bölgede etkisiz bir aktör konumuna düşürecektir. "İki devlet tek millet" idealinin Kafkaslar'da gerçek olabilmesi için Rusya'nın da bu idealin bir parçası olması ve İsrail'in bölgeden kovulması için Türkiye ve İran'la işbirliği yapması şarttır. Sadece kendi çıkarlarını düşünmek yetmez; bölgesel istikrar için ortak hareket etmek gerekir.

5.4. Pakistan: Stratejik Ortaklığı Yeniden Tanımlamalıdır

Pakistan, Türkiye ile stratejik ortaklığı ve İran ile olan sınır komşuluğu nedeniyle Azerbaycan'daki gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Pakistan'ın Azerbaycan'a verdiği destek, genellikle Keşmir benzerliği üzerinden "Müslüman kardeşlik" söylemiyle şekillenmiştir. Ancak artık bu söylem gerçekliği yansıtmamaktadır. İsrail'in elinde bir taşeron devlet haline gelen Azerbaycan, Pakistan'ın çıkarlarına da zarar vermektedir. Pakistan, "kardeşlik" duygularıyla hareket edip bu gerçeği görmezden gelemez.

Pakistan aşağıdaki adımları değerlendirmelidir: (a) Azerbaycan'a yönelik askeri eğitim ve istihbarat desteğini derhal askıya almalı ve bu desteğin yeniden başlamasının şartını "Azerbaycan'ın İsrail ile tüm stratejik ortaklığını sonlandırması" olarak belirlemelidir. (b) Türkiye ve İran ile ortak bir diplomatik nota hazırlayarak Bakü yönetimine bölgesel barışı tehdit eden eylemlerini durdurması çağrısında bulunmalıdır. (c) İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda Azerbaycan'ın İsrail ile işbirliğini kınayan bir karar tasarısı sunmalı ve bu konuda diğer Müslüman ülkelerin desteğini almalıdır. (d) Ayrıca Pakistan, İran ile olan sınır güvenliğini artırmalı ve olası bir bölgesel çatışmada İran'ın yanında yer alabileceğinin sinyallerini vermelidir.

Pakistan'ın bu konudaki sessizliği, İsrail'in bölgedeki nüfuzunu artırmasına dolaylı olarak hizmet edecektir. "İki devlet tek millet" idealinin İslam dünyasında karşılık bulabilmesi için Pakistan'ın da bu idealin bir parçası olması ve İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması için aktif rol oynaması şarttır. Sadece kardeş olduğunu söylemek yetmez; kardeşliği fiilen göstermek gerekir.

5.5. Çin: Kuşak ve Yol'un Güvenliği için Aktif Adımlar Atmalıdır

Çin, son yıllarda Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamında Azerbaycan'a büyük yatırımlar yapmıştır. Hazar Geçişi ve Orta Koridor projeleri, Azerbaycan'ı Çin-Avrupa ticaretinde kilit bir ülke haline getirmektedir. Ancak bu stratejik yatırımların güvenliği, Azerbaycan'daki siyasi istikrara bağlıdır. Oysa Azerbaycan, İsrail'in operasyonlarına zemin hazırlayarak bölgesel istikrarı tehdit etmektedir. Bu durum Çin'in yatırımlarını da riske atmaktadır. Çin, "tarafsızlık" politikasını bir kenara bırakmalı ve aktif bir rol üstlenmelidir.

Çin aşağıdaki adımları atarak hem yatırımlarını korumalı hem de bölgesel istikrara katkıda bulunmalıdır: (a) Azerbaycan'a yönelik yeni altyapı yatırımlarını, Bakü'nün İsrail ile işbirliğini sonlandırması şartına bağlamalıdır. (b) Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çatısı altında Azerbaycan'ın İsrail'e sağladığı istihbarat ve lojistik desteği engelleyici bir ortak karar çıkarmalıdır. (c) Rusya, İran ve Pakistan ile koordineli olarak, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu ancak Bakü yönetiminin bölgesel istikrarı tehdit eden eylemlerine müsamaha göstermeyeceğini açıklayan ortak bir bildiri yayınlamalıdır. (d) Ayrıca Çin, Azerbaycan'daki millî muhalefetin bağımsız bir çizgide gelişmesi için dolaylı destek sağlayabilir; örneğin, muhalif STK'lara Çin merkezli vakıflar aracılığıyla eğitim ve kapasite geliştirme desteği sunabilir.

Çin'in bu konudaki pasifliği, İsrail'in BRI güzergâhına sızmasına ve Pekin'in aleyhine kullanabileceği istihbarat ağları kurmasına yol açacaktır. "İki devlet tek millet" idealinin küresel ölçekte bir barış projesine dönüşebilmesi için Çin'in de bu idealin bir parçası olması ve İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması için diplomatik ve ekonomik baskıyı artırması şarttır. Sadece yatırım yapmak yetmez; yatırımların güvenliğini sağlamak için siyasi irade göstermek gerekir.

STRATEJİK ÖNERİLER: AZERBAYCAN'DA MİLLÎ MUHALEFETİN DESTEKLENMESİ, BASKI MEKANİZMALARI VE İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİ

Yukarıda yapılan analizler ve uyarılar ışığında bölge ülkelerinin izlemesi gereken somut stratejiler özetle şunlar olmalıdır ve bu stratejilerin temel amacı, "iki devlet tek millet" idealini sahada gerçek kılmak, Azerbaycan'ı İsrail'in nüfuzundan kurtarmak, ülkenin gerçek bağımsızlığını yeniden tesis etmek ve bölgede kalıcı istikrarı sağlamaktır. Bu hedefe ulaşmanın yolu, mevcut Aliyev yönetimini değiştirmek ve yerine millî, bağımsız ve bölgesel işbirliğine açık bir yönetim getirmekten geçmektedir. Sadece kardeş olmak yetmez; kardeşliği kurtarmak için İsrail'i Azerbaycan'dan kovmak şarttır. Aşağıda bu stratejiler, üç ana alt başlık altında numaralandırılmış ve her biri en az üç paragraf olacak şekilde detaylandırılmıştır.

6.1. Azerbaycan'daki Millî Muhalefetin Tespiti ve Finansal-Politik Destek Sağlanması

Azerbaycan'da mevcut iktidarın dışında kalan siyasi yapılar incelendiğinde, REAL (Respublika Alternativ və İnkişaf Partiyası), Müsavat Partisi ve AXCP (Azerbaycan Xalq Cəbhəsi Partiyası) gibi oluşumlar, İsrail yanlısı mevcut politikaya en sert eleştirileri yönelten millî çizgideki partilerdir. Bu partilerin ortak özelliği, Azerbaycan'ın egemenliğini dış güçlerin müdahalesinden kurtarmayı ve ülkenin bağımsız bir dış politika izlemesini savunmalarıdır. Bu partiler, "iki devlet tek millet" idealinin gerçek sahipleridir; çünkü onlar Azerbaycan'ın Türkiye ile olan kardeşliğini İsrail'in gölgesinde değil, özgür ve bağımsız bir zeminde yaşamak istemektedir. Ne yazık ki bugüne kadar bu muhalif yapılar, Aliyev rejiminin baskıcı yöntemleri (tutuklamalar, medya sansürü, seçim hileleri) ve yeterli dış desteği bulamamaları nedeniyle etkisiz hale getirilmiştir. Aliyev yönetimi, muhalif liderleri "hain" veya "casus" ilan ederek kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmakta, aynı zamanda yargı yoluyla siyaset yapmalarını fiilen engellemektedir. Bu baskı ortamı, muhalefetin tabanla bağını koparmış ve seçmen nezdinde "kazanamayacak bir muhalefet" algısı yaratmıştır.

Bölge ülkeleri, özellikle Türkiye ve İran, bu millî muhalif gruplarla doğrudan ve gizli bir iletişim kanalı kurmalıdır. Bu kanallar aracılığıyla muhalefete, bağımsız medya organları kurmaları, kamuoyu oluşturmaları ve Aliyev yönetiminin İsrail'e sağladığı istihbarat ile askeri kolaylıkları belgeleme kapasitesi kazandırmak için mali ve lojistik destek sağlanmalıdır. Bu destek, sürgündeki muhalif liderlerin bölge başkentlerinde (Ankara, Tahran, Moskova, İslamabad) temsilcilikler açabilmesini ve uluslararası platformlarda Azerbaycan'ın gerçek bağımsızlık mücadelesini anlatabilmesini mümkün kılmalıdır. Özellikle Türkiye'nin, "kardeş ülke" söyleminin ötesine geçerek Azerbaycan'daki sivil topluma ve muhalif medyaya doğrudan destek vermesi (örneğin, TRT Azerice'de muhalif görüşlere yer açması, muhalif gazetecilerin Türkiye'de eğitilmesi) büyük önem taşımaktadır. Çünkü sadece kardeş olduğumuzu söylemek yetmez; kardeşimizin içindeki İsrail yanlısı rejime karşı kardeşimizin yanında olmak gerekir. Bu, muhalefeti desteklemekle başlar.

Ayrıca Rusya ve Çin gibi aktörler, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Bağlantısızlar Hareketi gibi platformlarda Azerbaycan'daki sivil toplum kuruluşlarına (STK) yönelik baskıları gündeme getirmeli ve Bakü yönetimini muhalif partilere yönelik yargısal tacizleri durdurmaya zorlamalıdır. Bu diplomatik baskı, muhalif partilerin yasal bir zeminde faaliyet gösterebilmesi için gereken uluslararası korumayı sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki baskı altındaki her bir muhalif lider, İsrail'in Azerbaycan'daki operasyonel özgürlüğüne karşı potansiyel bir denge unsurudur. Bu nedenle, muhalif liderlere yönelik her tutuklama veya tehdit, bölge ülkelerince ortak bir protesto notasıyla karşılanmalı ve bu notalar kamuoyuna duyurulmalıdır. Zamanla uluslararası baskı arttıkça Aliyev yönetimi muhalefete yönelik baskıyı hafifletmek zorunda kalacaktır. İşte o zaman, "iki devlet tek millet" idealinin önündeki en büyük engel olan İsrail destekli Aliyev rejimi çözülmeye başlayacaktır.

6.2. Ekonomik ve Siyasi Baskı Mekanizmalarıyla Aliyev Yönetiminin Köşeye Sıkıştırılması

Millî muhalefeti desteklemenin yanı sıra, mevcut Aliyev yönetimini doğrudan hedef alan bir baskı stratejisi de eş zamanlı olarak yürütülmelidir. Bu baskı öncelikle ekonomik alanda başlamalıdır. Azerbaycan ekonomisi büyük ölçüde enerji ihracatına (petrol ve doğalgaz) ve bu enerjinin geçtiği güzergâhların güvenliğine bağımlıdır. Bölge ülkeleri bu bağımlılığı bir baskı aracına dönüştürebilir. Türkiye, Azerbaycan'a yönelik doğalgaz ve petrol yatırımlarını gözden geçireceğini, hatta belirli bir süre zarfında Aliyev hükümetinin İsrail'le stratejik ortaklığı sonlandırmaması halinde TANAP (Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı) üzerinden gaz alımını azaltabileceğini veya fiyatlandırmada değişikliğe gidebileceğini ima eden bir ültimatom vermelidir. Aynı şekilde İran, Azerbaycan ile olan ticaret hacmini (özellikle Nahçıvan üzerinden yürüyen lojistik akışı) sınırlandırmakla tehdit edebilir. Rusya ise, Bakü'nün İsrail'e sağladığı liman ve hava sahası kullanımını engellemek için Karadeniz ve Hazar'daki kendi limanları üzerinden uyguladığı kolaylıkları askıya alabilir. Bu ekonomik baskıların amacı, Aliyev yönetimine "İsrail'le ortaklığın maliyetini" somut olarak hissettirmektir. Çünkü sadece kardeş olduğumuzu söylemek yetmez; kardeşimizi yanlış yolda olduğu konusunda uyarmak için ekonomik gerçekleri kullanmak gerekir. Aliyev, cebinden vurulduğunda İsrail'le olan ortaklığını sorgulamaya başlayacaktır.

Siyasi baskı cephesinde ise bölge ülkeleri ortak bir bildiri yayınlayarak Azerbaycan'daki seçim süreçlerinin (meclis ve cumhurbaşkanlığı) uluslararası gözlemciler tarafından yakından izleneceğini ve muhalif adaylara yönelik her türlü baskının kabul edilemez olduğunu deklare etmelidir. Bu bildiriye Türkiye, İran, Rusya, Pakistan ve Çin'in ortak imza atması, Bakü yönetimi üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir diplomatik baskı yaratacaktır. Ayrıca bu ülkelerin büyükelçileri Bakü'de ortak bir çağrı yaparak Cumhurbaşkanı Aliyev'i "İsrail'in emrinde hareket eden bir lider" olarak değil, "bağımsız Azerbaycan'ın lideri" olmaya davet eden bir notayı resmen iletebilir. Bu notada, Azerbaycan'ın egemenliğine saygı duyulduğu ancak İsrail'in bölgedeki yıkıcı faaliyetlerine zemin hazırlayan her eylemin Azerbaycan'ın kendi egemenliğine de zarar vereceği vurgulanmalıdır. Siyasi baskı aynı zamanda uluslararası kuruluşlarda (BM, AGİT, İİT) Azerbaycan aleyhine kararlar çıkartılmasını da içermelidir. Örneğin, İslam İşbirliği Teşkilatı'nda Azerbaycan'ın İsrail ile askeri işbirliğini kınayan bir karar tasarısı sunulmalı ve bu kararın kabul edilmesi için Pakistan, Türkiye ve İran ortak bir kampanya yürütmelidir.

Bu ekonomik ve siyasi baskıların amacı, Aliyev yönetimini iki seçenek arasında bırakmaktır: Ya İsrail ile olan derin stratejik ortaklığını sonlandıracak, ülkesini yeniden bölgesel bir denge unsuru haline getirecek; ya da ekonomik çöküş ve tam diplomatik izolasyonla yüzleşecektir. Bu baskının başarıya ulaşması için bölge ülkelerinin koordineli ve kararlı bir şekilde hareket etmesi, herhangi birinin Bakü'ye ayrı bir kapı açmasının önüne geçilmesi şarttır. Özellikle Türkiye'nin Azerbaycan ile olan kardeşlik ilişkisini bu baskı mekanizmasının dışında tutmaya çalışması, stratejinin başarısız olmasına yol açacaktır. Oysa Türkiye tam da bu kardeşlik ilişkisini kullanarak Aliyev'e en sert mesajları iletebilecek aktördür. "Kardeşini kaybetmek istemiyorsan doğru yolda yürü" mesajı ancak Ankara'dan gelebilir. Bu nedenle Türkiye, baskı stratejisinin en ön saflarında yer almalıdır. Sadece kardeş olmak yetmez; kardeşi doğru yola çağırmak için baskıyı da kullanmak gerekir. Bu baskı, İsrail'in Azerbaycan'dan kovulmasıyla sonuçlanacaktır.

SONUÇ VE NİHAİ ÇAĞRI

Tesadüf diye bir şey kalmamıştır. Türk uçağı ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin helikopteri, Azerbaycan topraklarına çok yakın bir yerden havalandıktan sonra düşürülmüştür. Bu olayların ortak paydası, Azerbaycan-İsrail stratejik ortaklığı ve bu ortaklığın karanlık yüzüdür. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yönetimindeki Azerbaycan devleti, egemenliğini İsrail'e peşkeş çekmiş, bölgesindeki iki büyük güce (Türkiye ve İran) karşı aktif bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Azerbaycan artık bağımsız bir aktör değil, İsrail'in bölgedeki bir taşeron devleti ve ileri karakoludur.

"İki devlet tek millet" doğru olanıdır. Bu söylem, tarihsel, kültürel ve dilsel gerçekliğimizin ifadesidir. Ancak şu gerçek artık herkes tarafından görülmelidir: Bu idealin sahada gerçek olabilmesi, İsrail'in Azerbaycan'dan kovulmasıyla mümkündür. Sadece kardeş olmak yetmez. Kardeşlik sözde kalan bir duygu değil, sahada karşılık bulması gereken bir eylem ve sorumluluk ilişkisidir. Bugün gelinen noktada, Azerbaycan toprakları İsrail'in nüfuzu altında ezilmekte, kardeş Türkiye'nin uçakları düşürülmekte, İran Cumhurbaşkanı hedef alınmaktadır. Bu tablo karşısında "kardeşiz" demek yetmez. Bu kardeşliğin sahada gerçek olabilmesi için tek bir yol vardır: İsrail'in Azerbaycan'dan kovulması.

Bu kabul edilemez tabloyu değiştirmenin yolu yalnızca diplomatik uyarılar veya ekonomik yaptırımlardan geçmemektedir. Bu makalenin 6. Bölümü'nde ayrıntılandırıldığı gibi kapsamlı bir strateji gereklidir: (1) Azerbaycan'daki millî muhalefetin tespit edilmesi ve finansal-politik destekle güçlendirilmesi, (2) Aliyev yönetimine karşı ekonomik ve siyasi baskı mekanizmalarının koordineli bir şekilde devreye sokulması, (3) muhalif millî güçlerin iktidara gelişi için gizli ve açık destek mekanizmalarının hazırlanması. Bu üç ayaklı strateji, sabır, kararlılık ve bölge ülkelerinin eşgüdümlü hareket etmesini gerektirmektedir. Ancak bu şekilde Azerbaycan İsrail'in pençesinden kurtulabilir ve bölgeye yeniden istikrar gelebilir. Ancak bu şekilde "iki devlet tek millet" idealimiz sahada gerçek bir anlam kazanabilir.

Artık uyarılar yetmez, somut adımlar atılmalıdır. Türkiye, İran, Rusya, Pakistan ve Çin ortak bir cephe oluşturarak Bakü yönetimine şunu haykırmalıdır:

"Ya İsrail'in elindeki ipi koparacak, ülkeni yeniden bağımsız ve onurlu bir devlet yapacaksın; ya da bölgesel izolasyon, ekonomik çöküş ve halkının isyanıyla yüzleşeceksin. Üçüncü bir yol yoktur. İki devlet tek millet idealinin gerçek olmasını istiyorsan, önce İsrail'i topraklarından kov!"

Bu çağrıya kulak tıkayan bir Azerbaycan, artık gerektiği şekilde davranmayan bir kardeş ülke değil, bir işgal edilmiş vatan ve dış müdahalenin ileri karakolu olarak görülmelidir. Tarih sessiz kalanları değil, gerekeni yapanları yazacaktır. Bugün atılacak her bir adım, yarının büyük felaketlerini önleyecektir. Bölge devletleri bu sorumluluğu üstlenmeli ve derhal harekete geçmelidir. Bu yüzden merteçe sadece sözde kardeş olduğumuzu söylemekle kalmayalım; kardeşliğimizi İsrail'i kovarak ispatlayalım.


TESADÜF OLAMAZ: TÜRK UÇAĞI AZERBAYCAN’DAN HAVALANDIKTAN SONRA VE İRAN CUMHURBAŞKANI REİSİ’NİN HELİKOPTERİ AZERBAYCAN SINIRINDAN HAVALANDIKTAN SONRA DÜŞÜRÜLDÜ – “İKİ DEVLET TEK MİLLET” DOĞRUDUR ANCAK BUNUN SAHADAKİ GERÇEKLİĞİ İSRAİL’İ AZERBAYCAN’DAN KOVMAKLA MÜMKÜNDÜR, SADECE KARDEŞ OLMAK YETMEZ

https://www.turkishnews.com/2026/04/06/tesaduf-olamaz-turk-ucagi-azerbaycandan-havalandiktan-sonra-ve-iran-cumhurbaskani-reisinin-helikopteri-azerbaycan-sinirindan-havalandiktan-sonra-dusuruldu-iki-devlet-tek-millet/

SEFA YÜRÜKEL

  Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış

 Diğer Yazıları


  • “Cumhuriyetin Valisi: Rozet Değil Karakter Taşıyan Devlet Adamı Üzerine Satirik Bir İnceleme”
    23-05-2025 | 20 : 51 05
  • Türkiye’de Siyasal Kriz ve Muhalefetin Stratejik Açmazı: CHP’ye Eleştirel Bir Yaklaşım
    23-05-2025 | 20 : 49 32
  • Nihat Genç olmak ya da olmamak: Türkiye’nin eşik noktasında bir kimlik meselesi
    12-06-2025 | 17 : 40 08
  • Ulus BAKER, bir dahi, yüce bir Türk filozof...
    17-05-2024 | 15 : 36 18
  • DÜNYA BEKTAŞİ DEVLETİ'Nİ KURARLARSA YANDI GÜLÜM KETEN HELVA
    23-09-2024 | 10 : 08 16
  • TÜRKİYE’DE HALK, ÇÖZÜM İÇİN KENDİ KENDİNİN DERMANI OLMALI VE DEVRİMCİLEŞMELİDİR
    03-01-2024 | 16 : 43 45
  • 29 EKİM VE 10 KASIM’DA ATATÜRK’Ü ANMAKLA ATATÜRKÇÜ OLUNMUYOR
    26-10-2024 | 16 : 10 49
  • Kuva-yi Milliyeciler'in "İNGİLİZ KEMAL'i '' vefat etti.
    18-07-2024 | 21 : 48 51
  • MUHARREM AYI, MATEM VE MUHARREM ORUCUNUN ANADOLU ALEVİLİĞİNDEKİ YERİ
    26-06-2025 | 20 : 35 13
  • KENDİLERİNE “ATATÜRKÇÜYÜM” DİYEN KORKAKLAR.
    03-01-2024 | 16 : 40 40
  • Tercih Milletindir! İkinci bir yol yoktur! Yol bellidir!
    10-01-2024 | 20 : 39 38
  • NE AKP NE CHP: TÜRK MİLLETİ ÜÇÜNCÜ VE MİLLİ BİR YOLA GİRMELİDİR!
    16-01-2024 | 16 : 25 46
Tüm Yazıları

 Köşe Yazarlarımız


  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Timuçin ÖZAT
    Devam etmekle kalmayacak, kötüleşecek!
  • Zeki BAŞTÜRK
    KORUYAMIYORUZ: BİR TOPLUMUN AYNAYA BAKMA ZAMANI
  • Aydın Yaylacıklılar
    KURUMSAL OPERASYONEL ÖZELLİKLER
  • Mustafa Uysal
    ANLATAMAZSIN VEFA'YI !
  • A.Baybars Göğez
    MUHALEFET VE İKTİDARDAKİ TÜM SİYASİ PARTİLERDEN ÖZÜR DİLERİM..))
  • Sefa YÜRÜKEL
    Küresel Deniz Ticaretinin Jeopolitik Anatomisi: Kanallar, Boğazlar ve Kutup Rotasında Egemenlik Mücadelesi
  • Uğur ÖZTÜRK
    Spor Bakanlığında Sarsıntı Büyüyor…
  • Gürol ÖZTÜRK
    YAZMAK YA DA YAZAMAMAK İŞTE TAM BURASI
  • Fahri Eryılmaz
    ADIN KADIN
  • Erdoğan KUTLU
    SEMT-İ MÜDAFAA
  • Efsun İsmail DEMİREL
    MİLLETVEKİLİMİZ SAFFET BOZKURT’A AÇIK MEKTUP
  • Önder ÖNER
    Sağlığımızın Belası Hava Kirliliği

 Çok Okunan Köşe Yazıları


  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY

» Henüz BUGÜN Yazı Görünmüyor
  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Meryem Altunkaya
    Okullar yeniden güvenli, huzurlu ve umut veren yerler haline gelmelidir.
  • Sefa YÜRÜKEL
    Küresel Deniz Ticaretinin Jeopolitik Anatomisi: Kanallar, Boğazlar ve Kutup Rotasında Egemenlik Mücadelesi
  • Zeki BAŞTÜRK
    BİR İÇ YOLCULUĞUN ROMANI: Mutluluğa Kaçta Gidiyoruz İsmail?
  • Uğur ÖZTÜRK
    Spor Bakanlığında Sarsıntı Büyüyor…
  • Meryem Altunkaya
    DÜNYA TİYATRO GÜNÜ -ATATÜRK VE TİYATRO
  • Meryem Altunkaya
    Bugünün Türkiye’sinin her yerinde EMEKLİLERİN izi var.
  • Meryem Altunkaya
    BU ÜLKE GENÇLERİMİZİ SPORA YÖNLENDİRMEKTE GEÇ BİLE KALDI
  • Zeki BAŞTÜRK
    KISA SÜREN SALTANAT
  • Zeki BAŞTÜRK
    SESSİZLİĞİ KIR Sessiz kalmak, şiddeti büyütür.
Kdz.Ereğli ve Zonguldak Bölgesel Haberler

© kdzereyli.com

İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
  •   Bilim ve Teknoloji
  •   Eğitim
  •   Videolu Haber
  •   Arşiv
  •   Video Galeri
  •   Haber Ara
  •   Tüm Makaleler
  •   Foto Galeri
  •   Günün Haberleri
  •   Üyelik
  •   Youtube